(506 S. K. m. 11, 26) (818 S. K. m. 47, 332)
Dava: Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacılar murisinin ölümüyle sonuçlanan olayın iş kazası olup olmadığı ve bunun sonucu işverence ödenmesi gerekecek tazminatların belirlenmesine ilişkindir.
Mahkeme, zararlandırıcı olayda davalı işverenin kusuru bulunmadığından bahisle istemi yerinde bulmamışsa da bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Öncelikle, istem dikkate alınarak olayın iş kazası olup olmadığının belirlenmesi, bu yöndü müspet veya menfi bir hüküm oluşturulması gerekirdi. Mahkeme, tüm istemi reddetmekle bu yönü de gözardı etmiş ve dolaylı biçimde olayın iş kazası olmadığı sonucunu uyandıran bir hüküm kurmuştur. Gerçekten olay, servis araçlarının işi bırakmaları nedeniyle, işverenin muvafakatıyla davacılar murisinin arkadaşlarıyla toplu biçimde özel araçla işyerine gelmek üzere iken meydana gelmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı yasanın 11/A-e maddesi gereğince, işverence toplu olarak görülme-getirilme sırasında meydana gelen olayın iş kazası kabulunü gerektirmektedir. Dava konusu olayda, servis araçlarının yokluğu nedeniyle davacılar murisinin aracı, servis aracı olarak ikame edilmiş ve işverenin bilgisi ve muvafakatıyla taşıma işi gerçekleştirilmiştir. Davacılar murisi ve diğer işçilerin sabah mesaisine gelmek için ve işyeri güzergahı üzerinde bulundukları dikkate alındığında, yasa koyucunun amacına uygun bir şekilde olayı iş kazası olarak nitelemek, S.S. Kanunu'nun belirlediği çerçeveye düşmektedir.
Öte yandan davaya esas alınan kusur raporu da yeterli sayılamaz. Tüm kusurun davacılar murisinde olduğunu kabul etmek ancak olayla ilgili tüm yönlerin ve kanıtların irdelenmesiyle mümkündür. Dava konusu zararlandırıcı olay açıkça demir yollarına ilişkin hemzemin geçitte meydana gelmiştir. Geçitte gerekli emniyet tedbirlerinin olup olmadığı belli değildir. Ayrıca, davacılar murisinin tecrübesi ve bilgisi olacağı arkadaşlarını da birlikte taşıma yönünden yeterli olup olmadığı, işverence böyle bir görevlendirmenin ne derece yerinde olup olmadığı ve bu yönde işverene kusur verilip verilmeyeceği tartışılmamıştır. Mahkemenin bu yönü dahi dikkate almaması usul ve yasaya aykırıdır. Kaldı ki, dava doğrudan S.S. Kurumu'nun hak alanını ilgilendirdiğinden, davanın S. S. Kurumu'na yöneltilmesi de yasal zorunluluktur.
Mahkemenin belirtilen maddi ve hukuki olguları nazara almaması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 1.7.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy