(818 S.K. m. 46, 47)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen 405.000.000 liranın davalıdan alınarak davacıya verilmesine fazlaya dair talebin reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi ve davacı vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava, iş kazası soucu sürekli işgöremezliğe maruz kalan işçinin uğramış olduğu maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacının, iş kazası sonucu uğradığı tazminatına karşılık işverenden ibra aldığı, ibranın makbuz niteliğinde olup olmadığı yöntemince denetlendiği, başka bir anlatımla, ibranın verildiği tarih itibarıyla, davacı zararının hesaplandığı, sonuçta tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlık bulunması nedeniyle verilen belgenin, ibraname niteliğinde olmayıp makbuz niteliğinde olduğu, uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık davacı tarafından alınan belgenin ibraname niteliğinde olmayıp makbuz niteliğinde kabul edilmesi durumunda; davacı zararının ne şekilde belirlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Davacıya, işveren tarafından verilen belgenin, ibraname mi yoksa, makbuz niteliğinde mi olup olmadığının belirlenmesi için yapılan hesaplama sonucu belgenin "makbuz" niteliğinde olduğu, hesap raporu içeriğinden anlaşılmaktadır. Mahkemece, açıklanan doğrultuda işlem yapılması doğrudur. Ne var ki, işçiye verilen belgenin, "kısmi ifayı içeren makbuz" niteliğinde olduğunun saptanmasından sonra davacının işverenden isteyebileceği gerçek zararının belirlenmesi gerektiği Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşleri gereğidir. Oysa, açıklanan doğrultuda işlem yapılmaksızın, giderek, işçiye verilen belgenin niteliğini belirlemek için yapılan hesaplamanın, gerçek zarar kabul edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulduğu açık-seçiktir.
Yapılacak iş; işçinin günlük net geliri tespit edilerek, bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve arttırma işlemi yapılmadan hesaplamak, bilinmeyen dönemdeki kazancı ise yıllık %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutularak 60 yaşına kadar (aktif) dönemde, 60 yaşından sonra da bakiye ömrüne kadar (pasif) dönemde ede edeceği kazançları ortalama yönteme başvurmadan hesaplamak ve işçiye makbuz karşılığında verilen "meblağın" hüküm tarihine en yakın tarihteki, (yıllık enflasyon oranı, değerlendirmede tespit edilen zararın makbuz bedeline oranı) gibi etkenler göz önünde tutularak güncelleştirme ve uyarlama sonucu gerçek değerin isaptamak ve hüküm tarihine en yakın tarihteki katsayı ile sigortalıya bağlanan peşin sermaye değeri kurumdan sorularak bildirilen miktar ve güncelleştirilen -"kısmi ifayı içeren makbuz" bedeli ile birlekte zarardan indirmek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ibranamenin niteliğini araştırmak için yapılan hesaplamanın davacının gerçek zararı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), davacı yararına takdir edilen 65.000.000 lira duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 9.3.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy