(1479 S. K. m. 24) (506 S. K. m. 3)
Davacı, Bağ-Kur sigortalısı iken 15.6.1992 tarihinde SSK'na geçiş yaptığını, bu geçişide Bağ-Kur'un onaylayarak, SSK'lı olmasını sağladıklarını ve SSK'na 15.6.1992 yılından 23.11.2000 tarihine kadar primlerini aralıksız yatırdığını, SSK'nın sağlık işlemlerinden yararlandığını, 23.11.2000 tarihinde tekrar Bağ-Kur'a geçiş yaptığını, Bağ-Kur'un sigortalılığını kabul etmediğini, bu durumda da mağdur duruma düştüğünü, her iki Kuruma da borcu bulunmadığını, sağlık hizmetlerinden faydalanmak için sağlık karnesinin verilmesini, SSK'na yatırmış olduğu primlerin Bağ-kur'a aktarılarak mağduriyetinin giderilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Tülay Çınkı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
KARAR
1-Davacının 31.3.1989 tarihinden itibaren Limited Şirket ortağı olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Şu duruma göre mahkemece de kabul edildiği gibi davacının dava tarihine kadar Bağ-Kur'lu olarak kabulü yerindedir. Ne var ki davacının 22.10.1993 tarihinden itibaren Bağ-Kur'a prim ödemediği ve Bağ-Kur'un bu tarihten itibaren prim alacağı doğduğu Yasa gereğidir. Mahkemenin buna karşın, davacının SSK'ya yatırdığı primlerin Bağ-Kur'a aktarılması ve sağlık karnesi verilmesi kararı usul ve yasaya aykırıdır. Zira her iki kuruluş, SSK ve Bağ-Kur ayrı ayrı tüzel kişiliğe haiz kurumlardır. Yasal sistemimizde, bir Kurumda yatırılan primlerin diğerine devri diye bir müessese yoktur. Hukuk sistemimizde, çifte sigortalılık diye bir husus olmadığı da sabittir. Bu durumda, Mahkemece davacının 1982'den dava tarihine kadar devam ede gelen Bağ-Kurluluğu da sabit olduğundan bu sürenin Bağ-Kur'lu olarak tespitine karar verilmesi gerekirdi.
2-Öte yandan, Sosyal Sigortalar Kurumu, bir uyuşmazlık çıkarmadığından, SSK masraf, avukatlık ücreti v.s'den sorumlu tutulamaz.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 11.6.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy