(506 S. K. m. 79/10)
Dava: Davacı davalılardan işverene ait işyerinde 1995 yılından itibaren devamlı olarak geçen ve kuruma noksan bildirilen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Nurten Mursal tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dava, 1995 tarihinden bu yana davalıya ait işyerinde çalıştığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece dava kanıtlanamadığından reddedilmiş ise de bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile varılmıştır.
2- 506 sayılı Kanun'un 79/10. maddesi gereğince, Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenilen hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Davacının davalı işverence düzenlenen ilk işe giriş bildirgesi 14.11.1995 tarihli olduğundan ve davacının 1.8.2000 tarihine kadar davalı işverene ait işyerine ve dava dışı başka işyerlerine giriş ve çıkışlarının bulunduğu ve dava tarihinin 1.10.2001 olduğu dikkate alınarak 1995 yılındaki çalışmalara ilişkin hak düşürücü süreyi kesen yasal ve hukuki bir neden bulunmadığından mahkemece 1995 yılındaki çalışmalarla ilgili istemin reddine karar verilmesi yerindedir.
3- Davacının 14.11.1995 tarihinden sonra ilk defa davalı işverene ait işyerine 12.1.1996 tarihinde giriş yaparak daha sonra aralıklarla 31.7.1997 tarihine kadar üç defa başka bir işyerine girerek çalıştığı ve 31.7.1997 tarihinden itibaren 1.8.2000 tarihine kadar sadece davalı işverene ait işyerlerinde kısa süreli aralıklarla çalışmalarının bildirildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bu dönemlerde ise eksik bildirilen çalışmaların bulunduğu ve bu konuda yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan davanın reddedildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesinde, bu tür hizmet tespit davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında; resmi belge veya yazılı delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması, salt, bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması, inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordroları, tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken işverenler tarafından Kuruma bildirilen komşu işyerleri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kimi diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Mahkemenin bu tür davaların kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olması ve kamu düzenini ilgilendirdiği gözönünde tutularak gerektiğinde, doğrudan soruşturmayı genişletmek suretiyle ve olabildiğince delilleri toplayıp bunları birlikte değerlendirmek suretiyle olumlu veya olumsuz bir sonuca gitmesi gerekirken, salt resmi belge olmadığından bahisle istemi reddetmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Mahkemece yapılacak iş, öncelikle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.2.2003 tarih ve 2003/21-43 Esas 2003/97 karar sayılı kararında da belirtildiği gibi 12.1.1996 tarihinden itibaren verilen tüm işe giriş bildirgeleri getirtilerek davacının imzası üzerinde uzman bilirkişilere imza incelemesi yaptırmak imzanın davacıya ait olduğunun tespiti halinde, davacının bu işyerinden çıkış ve tekrar bu işyerine giriş tarihleri arasındaki hizmet talebi reddedilmeli, hizmet cetvelinde çıkış tarihi olmayan dönemler ile sadece işyerine giriş ve çıkış tarihleri arasındaki eksik bildirilen süreler yönünden ise dinlenen bordro tanıklarının beyanları dikkate alınarak tespit yapılmalıdır. İmzaların davacıya ait olmadığının saptanması halinde ise, yine bordro tanıklarının beyanları dikkate alınarak davacının 12.1.1996-1.8.2000 tarihleri arasında başka işyerlerindeki çalışmalar dışlanarak aralıksız çalıştığı ve eksik bildirilen çalışmaların tespiti yönünde karar verilmelidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.2.2003 tarih ve 2003/21-43 Esas 2003/97 karar sayılı kararında bu husus açıkça belirlenmiştir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.06.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy