(1086 S. K. m. 92, 93, 151)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M.B. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalının tüm, davacının aşağı bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2- Mahkemece davacı vekilinin 08.03.2004 tarihli bilirkişi raporunu kabul ettiği gerekçesi ile bu rapor doğrultusunda hüküm kurulmuş ise de bu sonuca yanılgılı değerlendirme ile ulaşılmıştır. Davacı vekilinin bilirkişi raporu hakkındaki 06.04.2004 duruşma tutanağına geçen kabul beyanı geçerli değildir. Davadan kısmen veya tamamen feragat ve kabul gibi dava konusu üzerine etkili olacak beyanların imzalı olması gerekmektedir. Davacı vekilinin 16.12.2004 tarihli son oturumdaki beyanı da imzası ile teyit edilmediği gibi davacı bu beyanında, I. rapora göre karar verilmesini istemiş olmasına karşın 2. bilirkişi kurulunun rapor tarihi olan 04.05.2004 tarihli rapora göre davanın kabulü gerektiğinden söz etmiştir. Mahkeme, davacı vekilinin bilirkişi raporu hakkındaki sonraki beyanlarını daha önce yaptığı aynı rapora ilişkin 05.04.2004 tarihli yazılı itirazdan feragat kabul ederek davayı davacının aleyhine olan 08.03.2004 tarihli ilk hesap raporuna göre sonuçlandırmıştır. Bu durumda da HUMK. 151. maddesinin uygulanması gerekir.
16.05.1951 gün ve 6/19 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı bunu öngörmektedir. HUMK'nun 93. maddesi uyarınca davadan feragat bir dilekçe ile veya duruşma sırasında vaki beyanla yapılabilir. Usulün 151. maddesi uyarınca beyan sözlü şekilde yapıldığı takdirde bunun davacı veya vekili tarafından imza edilmesi gerekir. Olayımızda davacı vekilinin bu şekillere uygun olarak daha önce yaptığı itirazdan feragatı söz konusu değildir. Mahkemenin aksine olan görüşü yersizdir. Davacı ilk hesaba ilişkin bilirkişi raporuna itiraz etmiş olduğuna göre, son hesap raporu ile belirlenen zarar üzerinden sübut bulan kısmi davanın kabulü gerekirken önceki raporun kabul edildiğinden bahisle davanın ilk hesap raporuna göre belirlenen tazminat miktarı üzerinden kabulü usul ve yasaya aykırı olduğundan bozma nedenidir.
Öte yandan, 08.03.2004 tarihli bilirkişi hesap raporunda davacının zararının maluliyet oranı ve kusuru dikkate alındığında 90.203.991.938.-TL olduğu açıklanmış ve bağlanan gelirlerin hükme en yakın tarihteki peşin sermaye değerinin SSK'dan sorularak düşülmesi gerektiği açıklanmıştır. En son alınan bilirkişi raporunda ise işverence bildirilen ücretler ile sonradan yürürlüğe giren TİS hükümleri de dikkate alınarak zarar 102.093.021.223.-TL olarak hesaplanmıştır. Dava ilk bilirkişi raporunun verildiği tarihte sonuçlanmadığına göre, asgari ücretin ve toplu iş sözleşmelerinin uygulanması kamu düzeniyle ilgili olduğundan bir talep olmasa dahi resen göz önünde tutulması zorunludur. Kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez. Bu nedenle dava sonuçlanmadan önce ücrette artış olmuş ise, bu artışlarında hesapta göz önünde tutulması gereklidir. Hakim bu hususu re'sen nazara almakla yükümlüdür.
3- Olayın oluş şekline, müterafik kusur oranlarına, davacının maluliyet oranına, duyduğu elem ve ızdırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, paranın alım gücüne özellikle 26.06.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine, hak ve nesafet kurallarına göre davacı için hükmedilen manevi tazminat azdır.
Mahkemenin belirtilen bu maddi ve hukuksal olguları dikkate almadan hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalıya yükletilmesine, 27.06.2005 gününde oybirliği ile karara verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy