(506 S. K. m. 79) (YHGK 05.02.2003 T. 2003/21-35 E. 2003/64 K.)
Dava: Davacı davalılardan işverene ait işyerinde 1.1.1998-15.9.2000 tarihleri arasında geçen ve Kurum'a bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalılardan Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M.Altan Çeliker tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı 1.1.1998, 15.9.2000 tarihleri arasında davalı işveren yanında aralıksız çalıştığının tespitini istemiştir.
Mahkeme davacının 1.2.1999-31.10.1999 tarihleri arasında aralıksız çalıştığının tespitine, 1.2.1999 tarihinden önceki istemin hak düşürücü süreden 1.11.1999-15.9.2000 tarihleri arasındaki dönemde kanıtlanamadığından reddine karar vermiştir.
506 sayılı Yasanın 79/10.maddesinde yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalılar, çalışmalarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse bu çalışmaların kurumca dikkate alınacağı belirtilmiştir. Maddede gösterildiği üzere, 5 yıllık hak düşürücü sürenin hizmetin geçtiği yılı sonundan başlatılması gerekir. Davacının davalı işyerinde 1.2.1999-31.10.1999 tarihleri arasında geçen çalışmaları kuruma bildirilmiştir. Tespiti istenen 1.1.1998-31.1.1999 tarihleri arasındaki dönemle ilgili olarak kuruma yasanın aradığı şekilde bildirim yapılmamıştır. Bu dönemin sonu 31.12.1999 tarihi olduğuna göre dava tarihi olan 11.3.2004 tarihine kadar 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmediği, bu durumda davacının istemi itibariyle 1.1.1998 tarihinde 15.9.2000 tarihine kadar yöntemince araştırma yapılması gerektiği ortadadır.
Yasal dayanağı 506 sayılı yasanın 79/10. maddesi olan bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin işveren tarafından verilip verilmediği ya da çalıştıklarının kurumca tespit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu sürekli veya kesintili mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ile alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işverenle, işçiyle ve işyeriyle ilişkileri dikkate alınmalı, tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliğiyle bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef gibi görevlileri ve o işyerinde çalıştıkları kayıtlarda mevcut olan öteki çalışanlar ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde çalıştıkları belgelenen tanıklar dinlenmeli, çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde sağlıklı bir biçimde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.6.1999 gün ve 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün ve 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün ve 2003/21-35-64, 10.11.2004 gün ve 2004/21-538 sayılı kararlarında bu yön açıkça belirtilmiştir.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın yapılan araştırma, inceleme ve özellikle bilirkişinin hatalı değerlendirilmeleri itibariyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekili ile davalı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden davacıya iadesine, 14.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy