(2709 S. K. m. 36) (4792 S. K. m. 6) (506 S. K. m. 79, 84) (2004 S. K. m. 72)
Davacı, Özarslanlar İnş. teks. Tic. San.A.Ş. vs. vek. Av. Ferhan Arslan
Davacı, davalı kurumca tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mesut Balcı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Mahkemece; Davacı Özarslanlar İnş. Tes. San. A.Ş.'ti yönünden 2003/8316 esas sayılı davanın 3917 sayılı yasaya göre ölçümleme esasına dayandığı gerekçesi ile davacının itiraz süresini geçirdiğinden bahisle, reddine karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık Sosyal Sigortalar müfettişince saptanan bildirim dışı kalmış işçiliğin takibine ilişkindir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 4792 sayılı Yasanın değişik 6. maddesinde düzenlenen ölçümleme yöntemi 616 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile iptal edildiğinden, işlem tarihi itibarıyla 3917 sayılı yasaya göre işlemin idari aşamadan kesinleştiğinden söz edilemez. Davacı, davasında esasen prim borcu olmadığını ileri sürdüğünden işin esasına girilerek inceleme yapılması gerekir.
Yargıtay HGK.'nun 21.11.2001 gün 965-1038 sayılı kararında da belirlendiği üzere 616 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin de Anayasa Mahkemesince iptali karşısında ortaya bir hukuksal boşluk çıkmıştır. Ancak, Yasaya karşı hile veya başka bir nedenle Yasanın öngörmüş olduğu yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin yasal boşluktan söz edilerek haklarında hiçbir işlem yapılmamış olması bu eylemlerin hukukça tasvip edilmiş olduğu anlamına gelmez.
Mahkemece bu gibi durumlarda yapılacak işlem yöntemince işin esasına girmek ve dava konusu iş nedeniyle gerçekten işverenin prim borcu bulunup bulunmadığını veya ödenmemiş bir prim borcu bulunup bulunmadığını saptamak ve bu yolda tüm kanıtları topladıktan sonra bir sonuca ulaşmaktan ibarettir. Böylece 506 sayılı Yasanın 79. maddesinde öngörülen biçimde Kurumun yasal prim alacağı olup olmadığını saptamak ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, salt, işlemin idari aşamada kesinleştiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- Birleştirilen 2003/182 Esas sayılı dosyaya gelince; Dava, Kurum'un prim alacağı nedeni ile 6183 sayılı yasaya göre yapmış olduğu takip sonrasında davacıların borçlu olmadığının tesbiti ile ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, ödeme emrinin iptali davasının 7 günlük itiraz süresinde açılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, bu sonuca eksik inceleme ve araştırma ile gidilmiştir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre eksik işçilik nedeniyle tahakkuk ettirilen prim borcu ile ilgili olarak 2003/15 takip sayılı dosyadan 24.4.2003 tarihinde 6183 sayılı yasaya göre ödeme emri düzenlendiği, davanın da 8.5.2003 tarihinde açıldığı görülmekte ise de ödeme emirlerinin tebliğ tarihinin araştırılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemenin ödeme emirlerinin tebliğ tarihini araştırmadan sonuca gitmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabule göre ise; Gerçekten, öğretide ve uygulamada oluşan görüşe göre, ödeme emrine itiraz edilmediği ve takibin kesinleşmesi giderek borcun ödenmesinden sonra borçlunun ödeme emrine konu borç yönünden yargı yoluna gidebilmesi başka bir anlatımla, bu yönde menfi tespit davası açabilmesi mümkündür. Bu yönüyle uyuşmazlığın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 84 ve İİK.'nun 72. maddeleridir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19.11.1982 gün ve 1930/904 sayılı kararı da aynı yöndedir. Kaldı ki, Anayasanın hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36. maddesinde öngörülen ilke de göz önünde tutulduğunda, borçlunun, yargı mercileri önünde haklarını ileri sürmesi, aksine bir kuralın da gerek 6183 sayılı gerekse 506 sayılı Yasada yer almaması karşısında ilke olarak kabul edilmelidir. Açıklanan bu nedenlerle mahkemenin 7 günlük sürede ödeme emrine itiraz edilmediği gerekçesi ile davanın reddine ilişkin kararı usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Mahkemece yapılacak iş, yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular göz önünde tutularak ve esasa girilerek her iki dava ile ilgili tüm deliller toplamak sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 19.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy