(818 S. K. m. 41, 43, 47, 125, 332) (4857 S. K. m. 77) (506 S. K. m. 24)
Davacı murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacılar vekili ile davalılardan M. İnş. ve Tic. A. Ş., TE-AŞ (TEİAŞ) Genel Müdürlüğü ve Ö.-D. T. Ltd. Şti. vekilleri tarafından temyiz edilmesi, davalılardan M. İnş. ve Tic. A. Ş. vekilince de duruşma istenilmesi üzerine temyiz isteğinin olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Sultan Namazcı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar
Dava, davacıların murisi ve yakını olan C. D.'nin iş kazası sonucu vefatı nedeniyle uğradıklarını iddia ettikleri maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davalılardan M. İnş. ve Tic. A. Ş. hakkındaki davanın olayda asıl işveren olmadığı nedeniyle reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın ilamda belirtildiği şekilde kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm davacılar ile B. D. Dışındaki davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Aleyhine karar verilmeyen M. İnş. ve Tic. A. Ş.'nin hükmü temyizde hukuki yararı bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir.
İddia, savunma ve tüm dosya içeriğine göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalılardan M. İnş. ve Tic A. Ş.'nin asıl işveren olup olmadığı, davacıların murisi ve yakını olan C. D.'nin kaza tarihinde gerçek ücretinin ne kadar olduğu, davacılardan anne E. D. yönünden maddi tazminat talep etme koşullarının bulunup bulunmadığı, eş, çocukları ve anne ile kardeşler dışındaki davacıların (amca, dayı ve halanın) manevi tazminat talep edip edemeyecekleri, yargılama devam etmekte iken yapılan ıslahla arttırılan miktarlara karşı davalı Kurumun ileri sürdüğü zamanaşımı definin yerinde bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Kaza tarihinde yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanunun 1. maddesinin son fıkrası hükmünde belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve aldığı işi kendi işçileriyle o işyerinde yapan kişilerin alt işveren olduğu ve alt işverenin çalıştırdığı işçilerin hizmet akdinden doğan yükümlülüklerinden asil işverenin de birlikte sorumlu olduğu belirtilmiştir. Dosyadaki mevcut hizmet sözleşmelerinde M. İnş. ve Tic. A. Ş.'nin yapımını üstlendiği Gaziantep-Şanlıurfa Otoyolu inşaatı işinin kapsamında olan Gaziantep çevre yolu kesiminde 0 ila 28 kilometreleri arasında bulunan enerji nakil hatları ve haberleşme tesislerinin deplasman işini Ö. Ltd. Şirketine verdiği, Ö. Ltd. Şirketi de M. İnş. ve Tic. A. Ş.'den üstlendiği işin bir bölümünü (yol üzerinde kalan elektrik direklerinin demontaj-montaj işlerini) B. D.'ye verdiği görülmüştür. Ö. Ltd. Şirketi ve B. D.'nin aldığı işler, M. İnş. ve Tic. A. Ş.'nin yüklenimindeki işin bir bölümü ve onu tamamlayıcı nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda M. İnş. ve Tic. A.Ş.'nin asıl işveren Ö. Ltd. Şirketi ile B. D.'nin alt işveren oldukları kabul edilip buna göre sonuca gidilmesi gerekirken kusur bilirkişi raporunda tamamen hukuksal olan bu konudaki görüşüne itibarla M. İnş. ve Tic. A. Ş.'nin asıl işveren sayılmaması yerinde değildir.
İş kazası sonucu vefat eden işçinin desteğinin kaybedilmesi nedeniyle zarara uğrayan hak sahiplerinin maddi tazminatlarının hesaplanmasında işçinin kaza tarihindeki gerçek ücretinin esas alınması koşuldur.
Gerçek ücretin ise işçinin kıdemine, çalıştığı işyeri ve yaptığı işin özelliğine ve niteliğine göre isçiye ödenmesi gereken ücret olduğu,işyeri veya sigorta kayıtlarının geçmiş ücretin olmadığı, Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda davacılar gerek dava dilekçesinde gerekse 1. İş Mahkemesi'nde açılmamış sayılmasına karar verilen davada ücret yönünden somut bir iddiada bulunmamışlardır. Davacılar vekili 25.06.2001 tarihli oturumda müvekkillerinin kazalı işçi C. D.'nin olay tarihinde aldığı ücreti bilmediklerini, bir müfettişin kendisine C. D.'nin günlük net 9 milyon TL ücret aldığını söylediğini bildirmiştir.Aynı oturumda davalı B. D., ölen işçi C. D.'nin amcası olduğunu, C. D.'nin işyerinde montaj işinde usta olarak çalıştığını, günlük 9 milyon TL ücret ödediğini beyan etmiştir. Yakınlık derecesi dikkate alındığında B. D.'nin ücret konusundaki beyan ve bu beyanı doğrulayıcı yöndeki tanık anlatımları inandırıcı görülmemiştir. Bu yön mahkemenin de kabulündedir. Hal böyle olunca ölen işçinin yaptığı işin niteliğine göre ilgili meslek odası olan elektrik mühendisleri odasından emsal ücret sorulup belirlenmeden inandırıcı görülmeyen ücretle Gaziantep Ticaret Odası'nın bildirdiği ücretle ortalamasına göre tazminatın hesaplandığı 4.10.2004 tarihli ek bilirkişi raporunun hükme dayanak kılınması doğru olmamıştır.
Davacılardan anne E. D.'nin maddi tazminat talebi destek kaybına uğrayıp uğramadığı, desteğin bakım gücüne sahip bulunup bulunmadığı araştırılmadan ve gerekçesi de belirtilmeden reddedilmiştir. Oysa anne ölen oğlundan maddi destek gördüğü ve oğlunun bakım gücüne sahip olduğunun kanıtlanması halinde maddi zararın giderilmesini talep edebilir. İş kazası sonucu ölümden kaynaklanan maddi tazminat taleplerinde anneye SSK'ca gelir bağlanması desteğin ve giderek desteğin bakım gücünün varlığını aksi durum ise destek koşulunun yokluğunu gösterir. Bu itibarla davacı anneye öncelikle iş kazası ölüm sigortasından 506 sayılı yasanın 24. madde koşulları çerçevesinde gelir bağlanması için SSK'ya başvuruda bulunması için önel verilip sonucu alınmadan tazminat talebinin reddine karar verilmesinin iş kazalarına ilişkin tazminat hukuk kurallarına aykırı olduğu ortadadır.
İşverenin iş kazalarından doğan tazminat sorumluluğu BK'nın 332. maddesi gereğince hizmet akdinden doğan işçiyi koruma ve gözetme yükümlülüğüne ve 1475 sayılı eski İş Kanununun 73., 4857 sayılı yeni İş Kanunun 77. maddesinde öngörülen iş güvenliği ve işçi sağlığına ilişkin yükümlülüklerine aykırı davranmasından kaynaklanmaktadır. Sorumluluğun yasal dayanağı itibariyle işverene karşı açılan dava aynı Kanunun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Ancak, somut olayda TEAŞ (TEİAŞ) BK'nin 41. maddesinde hükme bağlanmış olan istihdam edenin sorumluluğuna dayandığından ve TEAŞ'la işçi C.D. arasında hizmet akdi ilişkisi bulunmadığından BK'nın 125. maddesindeki 10 yıllık zamanaşımı süresinin TEAŞ hakkında uygulanması mümkün değildir. TEAŞ yönünden davanın yasal dayanağını BK'nın 41. maddesi oluşturduğuna göre haksız fiillerin tabi olduğu bir ve 10 yıllık zamanaşımı eylem anında TCK kapsamında suç teşkil ettiği takdirde uzamış ceza zamanaşımı süresine tabi olacağı kuşkusuzdur. Bu durumda TEAŞ'ın ıslahla arttırılan maddi tazminat miktarlarına yönelik zamanaşımı definin bu çevrede irdelenip tartışılmaması doğru bulunmamıştır.
Davacıların manevi tazminat taleplerinin yasal dayanağını BK'nın 47. maddesi olduğu tartışmasızdır. Anılan madde "Hakim ... adamı öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namıyla adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir." Hükmünü içermektedir. Uygulamada anılan hükümde yer alan aile kavramına anne, baba, eş ve çocuklar ile kardeşlerin dahil olduğu kabul edilmekte, bunların dışında kalan hala, amca ve dayı gibi diğer yakınlara ölenle birlikte oturmadıkları takdirde manevi tazminat talep etme hakkı tanınmamaktadır. Eş ve çocuklar ile kardeşler dışındaki davacıların ölen işçiyle birlikte oturdukları ya da manevi tazminat talebini gerektirecek özel bir neden bulunduğu iddia ve ispat edilmediğine göre sırf akrabalık nedeniyle tazminat taleplerinin kabulü yasaya aykırıdır.
Bunlardan başka, davacıların zararı işçi C. D.'nin ölüm tarihinde doğduğuna ve aksi kanıtlanmadıkça nüfusla kayıtlı ölüm tarihi itibar edilmesi gerektiğine göre hükmolunan tazminatlara faizin nüfusla kayıtlı 14.11.1999 ölüm tarihinden başlatılması gerekirken 6.11.1999 kaza tarihinden başlatılması da doğru değildir.
Bütün bu açıklamalar karşısında; mahkemece yapılacak iş kusur yönünden 25.05.2004 tarihli kusur raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden ek rapor alınmalı, ölen işçi C D.'nin olay tarihindeki gerçek ücretin belirlenmesi amacıyla Elektrik Mühendisleri Odası'ndan emsal ücret sorulmalı ve gerektiğinde olay tarihinde aynı iş yapan ve ücretleri bordrolara aynen geçmiş kişilerin bilgisine dahi başvurulmamalı, saplanan ücrete göre yeniden hesap yaptırılmalı ve hüküm tarihine en yakın tarihteki SSK peşin değerleri düşülerek karşılanmayan zarar miktarları belirlenmeli, tazminat miktarları ve kusur durumu nazara alınıp BK. 43. maddesi uyarınca indirim koşullarının bulunup bulunmadığı yeniden değerlendirilmeli, davalı TEAŞ'ın zamanaşımı defi BK'nın haksız fiil hükümleri çevresinde irdelenip tartışılmalı, davacı anneye gelir bağlanması için SSK'ya başvurması bakımından önel verilmeli, gelir bağlandığı takdirde destek koşulu oluşacağından maddi zarar hesaplattırılıp SSK gelirleri düşülerek karşılanmayan maddi zararın bulunup bulunmadığı tespit edilmeli, gelir bağlanmadığı takdirde SSK'ya karşı dava açması için süre verilmeli, dava açıldığı takdirde sonucu beklenmesi, eş, çocuklar ve anne, baba ile kardeşler dışındaki davacıların birlikle değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı M. İnş. ve Tic A.Ş. dışındaki tarafların hu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılar ile davalılardan M. İnş. ve Tic A. Ş., TEAŞ (TEİAŞ) Genel Müdürlüğü ve Ö.-D. T. Ltd. Şti.'ye iadesine 13.04.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy