MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Davacı, murisinin iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekillerince temyiz edilmesi ve davalı vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere ve temyiz nedenlerine göre davacının tüm davalının ise aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava,5.1.2008 tarihinde geçirdiği iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece,maddi tazminat davasının kabulüne,manevi tazminat davasının ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içerisindeki bilgi ve kayıtlardan;meydana gelen zararlandırıcı olayın SGK Başkanlığınca iş kazası olarak kabul edildiği,kaza neticesinde sigortalının %30.20 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayıp kazanın oluşumunda davacı sigortalının hiçbir kusurunun bulunmadığı,kaza tarihinin 5.1.2008 olduğu,davacının maddi ve manevi zararının tazmini için ayarı ayrı açtığı davalarda faiz başlangıç tarihi olarak 5.1.2008 tarihini belirttiği,mahkemece kabulüne karar verilen tazminatlar bakımından ise 10.10.2006 tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
Borçlar Kanununun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalı yakınlarına verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir
hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları,tarafların sosyal ve ekonomik durumları,paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu,olayın ağırlığı,davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez ve yine 22.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de açıklandığı üzere zarar görenin müterafik kusurunun varlığı halinde bu durumun manevi tazminatın takdirinde göz önünde bulundurulması gerekir.
Yine HUMK'nun 74 ( 6100 Sayılı HMK'nın 26.maddesi) maddesi kapsamında mahkemeler taleple bağlılık kuralına göre tarafların talep sonuçları ile bağlı olup ondan daha fazlasına karar veremezler.
Buna göre somut olayda,;
A)Manevi tazminat davası yönünden yapılan incelemede;kaza tarihi,tarafların kusur durumu ve özellikle davacının sürekli iş göremezlik oranı dikkate alındığında hükmedilen 75.000,00TL manevi tazminat fazla olduğu gibi kabule göre de faiz başlangıç tarihi olarak 5.1.2008 yerine talebin aşılması neticesini doğuracak şekilde 10.10.2006 tarihinin esas alınması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının manevi tazminat davası bakımından bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
B)Maddi tazminat davası bakımından yapılan incelemede ise sair yönlerden kararda bir yanlışlık olmamakla birlikte yukarıda açıklandığı üzere talep sonucunu aşacak şekilde 6100 sayılı HMK'nın 26 maddesine aykırı olarak faiz başlangıç tarihinin 5.1.2008 tarihi yerine 10.10.2006 tarihinin esas alınması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı HUMK'un 74 ( 6100 Sayılı HMK'nın 26.maddesi)uyarınca hüküm bozulmamalı, düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenle;
1-Manevi tazminat davası bakımından BOZULMASINA,
2-Maddi tazminat davası bakımından ise faiz başlangıç tarihi olarak belirtilen “10.10.2006” tarihinin silinerek yerine “5.1.2008”tarihinin yazılmasına ve hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davacıya yükletilmesine 07/05/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.