MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Davacı,davalılardan işverene ait işyerinde 15.1.1998-10.3.2003 ve 23.11.2004-24.5.2006 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, davalı işverene ait işyerinde 1998-2006 tarihleri arasında hizmet akdi ile çalıştığının ve yazılı ihbar ve kıdem tazminatlarının davalı işverenden tahsilini istemiştir.
Mahkemece, 15.01.1998-20.02.2002 tarihleri arasında kalan sürenin hak düşürücü süre geçtiğinden 2002-2005 yılları arasında kalan sürenin ise ispatlanamadığından, işçilik alacakları istemi yönünden ise gerekçe gösterilmeden istemin reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık; davada hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediği ve davada gerekli inceleme ve araştırmaların yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hak düşürücü süre ve reddedilen istem yönünden,
Çalıştırılanlar, dava tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 3. maddesinde belirtilen istisnalardan olmamak kaydıyla, 2. maddede öngörülen koşulların varlığı halinde kendiliğinden sigortalı sayılırlar.
Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümlerinin sigortalının işe alındığı tarihten başlayacağına ilişkin norm, sigortalının kayıt altına alınabilmesi ile sonuç doğurur.
Bildirimsiz geçen çalışmaların tespitine ilişkin dava koşulları 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/10. maddesinde tanımlanmıştır. Bunlar; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılma, yönetmelikte tespit edilen belgelerin Kuruma verilmemiş ya da çalışmaların Kurumca saptanamamış olması ile anılan davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmış olması şeklinde sıralanabilir.
Sigortalı, bildirimsiz kalan çalışmalarının tespitini hak düşürücü sürenin işlemeye başladığı, hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içerisinde isteyebilir. Hak düşürücü süre, bildirimsiz kalan çalışmalar yönünden öngörülmüştür.
İşverenin, sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde, işverence Kuruma verilecek belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vd. şeklinde sıralanmıştır. Bu belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir.
Kesintili çalışmanın varlığı halinde ise, kesintinin öncesi ve sonrasında oluşacak her çalışma devresi için dava koşullarının varlığı yukarıda belirtilen olgular dikkate alınarak belirlenecektir.
Somut olaya bakıldığında; davalı işveren tarafından sigortalının çalışmalarının 12.09.2000 tarihinden itibaren Kuruma bildirilerek, kayda geçtiği; sigorta belgelerinden görülmektedir. Kuruma bildirilmeyen, iddia konusu 15.01.1998-10.03.2002 tarihleri arasında kalan devrede aralıksız çalışma olgusunun anlaşılması halinde, 12.09.2000 tarihli işe giriş bildirgesi hak düşürücü süreyi keseceğinden, hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2003 gün ve 2003/21-44-98; 23.06.2004 gün ve 2004/21-369-371 ve 27.02.2008 gün ve 2008/21-163-207, 18.06.2008 gün ve 2008/21-429-437 sayılı Kararlarında da bu hususlara değinilmiştir. Bu nedenle istemin bir kısmının hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi doğru değildir.
Davacının tır şoforü olarak davalı işyerinde kesintili çalıştığı ekli SGK belgelerinden anlaşılıyor ise de davacı davalı işyerinde geçen bir kısım çalışmalarının başka şirketlerden gösterilmesi nedeni ile kesintili çalışma oluştuğunu ileri sürdüğüne ve davalı dahi 18.02.2004 tarihli çalışmalarının kardeş şirketleri olan Sarnak şirketinde geçtiğini beyen ettiğine göre davacının ispatlanamadığı için reddedilen sürelere ait olarak yapılan incelemenin de eksik olduğu açıktır.
Davacının red edilen ihbar ve kıdem tazminatları alacaklarına ilişkin temyizine gelince;davacının davalı işyerinden bildirilen 01.03.2005-24.05.2006 tarihleri arasında bir yılı aşkın çalışması olduğu açık olup yasal bir yıllık tazminat isteme süresinin oluştuğu ortadadır.bu nedenle iş akdinin ne sebeple sona erdiğinin diğer bir ifade ile haklı nedene dayalı olarak sona erip ermediğinin araştırılması gerekmektedir .Diğer yandan davacının daha önceki çalışmalarının dahi haklı nedenle sona erdiğinin , ya da işveren tarafından haksız olarak işten çıkarılma varsa bunun tespiti halinde de bu sürelerin dahi toplam süreye eklenerek tazminat hesabında değerlendirileceği açık iken bu konuda hiç inceleme yapılmadan istemin reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur.
Yapılacak iş :davada hak düşürücü sürenin olmadığı açık olmakla davacının işi gereği pasoport kayıtlarında belirli olan yurt dışı giriş ve çıkışlarında kullandığı araçlara ait trafik kayıtları yöntemince ve resen araştırılarak araçların davalı işverene ait olduğunun tespiti halinde dönem bodro tanıkları da dinlenerek varsa çalışma sürelerini tespit edip yukarıda açıklanan şekilde iş akdinin haklı ya da haksız feshi dahi tanıklardan sorulmak ve oluşacak sonuca göre varsa çalışma süreleri ve tazminat miktarlarını gösterir iş ve sosyal güvenlik konularında uzman bir bilirkişiden rapor da aldıktan sonra bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde, işin esasına girilmek yerine, eksik inceleme ve araştırma ile hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönlere ilişkin istemi kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,12.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.