MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Davacı,sigortalılık başlangıç tarihinin 5.12.1995 olduğunun ve davalılardan işverene ait işyerinde 5.12.1995-5.2.1996 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının davalı işverene ait (20725) nolu işyerinde 5.12.1995 tarihi ile 5.2.1996 tarihleri arasında geçen, davalı Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının sigortalılık başlangıcının 5.12.1995 tarihi olduğu ve davalı işverene ait işyerinde 5.12.1995-5.2.1996 tarihleri arasında çalıştığının tesbitine ve emeklilik talebinin davalı Kurumca değerlendirilmesine karar verilmiş ise de; varılan bu sonuç eksik incelemeye dayalı olup usul ve yasaya aykırıdır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işverence davacının (20725) sicil nolu iş yerinde 5.12.1995 tarihinde işe girdiğine dair işe giriş bildirgesi verildiği halde Kuruma herhangi bir çalışmasının bildirilmediği, işyeri dosyasının Kurumdan istenmediği, işyerinin kapsama alınış tarihinin araştırılmadığı anlaşılmaktadır.
Gerçekten, davacının 5.12.1995 tarihli davacının imzasını taşıyan işe giriş bildirgesi Kuruma verilmiş ancak bu bildirime uygun olarak herhangi bir çalışması bildirilmemiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10.maddesinde bu tür hizmet tesbiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Gerçekten ifadesi hükme dayanak alınan tanıklar davacıyla birlikte bu işyerinde çalışan, kayıtlara geçmiş kişilerden olmadığı gibi, aynı çevrede benzer işi yapan başka işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kimselerden de değildir. Bu bakımdan tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır. Giderek, tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez.
Öte yandan HUMK'nun 74. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26.)maddesinde; “ Hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hakimin tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır” denilmek suretiyle mahkemenin tarafların talebiyle bağlı olup, talebin fazlasına karar veremeyeceği belirtilmiş bulunmaktadır. Mahkemece davacının emeklilik talebi olmadığı halde talep sonucu aşılmak suretiyle bu konu hakkında da karar verilmiş olması isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; öncelikle davalı işverene ait (20725) sigorta nolu işyerinin 506 sayılı Yasa kapsamında olduğu dönemi davalı Kurumdan sorup dönem bordrolarını getirtmek, 5.12.1995 tarihinde davacı ile aynı işyerinde çalışan varsa kayıtlı tanıkların yoksa zabıta marifetiyle tespit edilecek işyerine komşu olan diğer işyerlerinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının beyanlarına başvurularak çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, varsa davacının imzalı ücret tediye bordrolarını dosyaya celbederek, işyerinin 506 sayılı Yasa kapsamına hangi tarihte alındığını sormak, gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.