MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Davalıların tüm temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının 2000-2007/Ocak ayı arasında temizlik işçisi olarak davalı işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın 2000-2001 yıllarına ve 2002 yılının ocak ve şubat aylarına ilişkin tespit isteminin 5 yıllık hak düşürücü süre nedeniyle reddine, 2002 yılına ilişkin hizmet tespiti talebinin kısmen kabulü ile davacının 2002 yılının mart, nisan, mayıs, haziran, temmuz ,ağustos, eylül, ekim, kasım, aralık aylarına kadar davalı kooperatifte toplam 132 gün prim ödemeye esas hizmetinin tespiti ile ,2003, 2004, 2005, 2006 ve 2007 yılının Ocak ayına ilişkin talebinin Tarım Bağkur sigortalılığının bulunması nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, davacının hizmet tespitine yönelik talebinin hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı ve çakışan 2926 sayılı Yasaya tabi Tarım Bağ-Kur sigortalılığının iptal edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Dosyada ki kayıt ve belgelerden;davacının davalı işverene ait işyerinde sigortalı çalışmasının bulunmadığı,iş bu davanın davalılar aleyhine çalışmanın bittiği tarihi takip eden ay başından itibaren 5 yıl içinde 2.3.2007 tarihinde ikame edildiği,1.2.2003-2007/Ocak ayının tamamı arasında davacının Tarım Bağ-Kur sigortalılığının bulunduğu anlaşılmaktadır.
1.10.2008 tarihinden önce yürürlükte bulunan 2926 sayılı Yasanın 4 -a maddesine göre " Bu Kanunun uygulanmasında; Kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan sosyal güvenlik kuruluşlarına prim veya emeklilik keseneği ödemekte olanların "sigortalı sayılamayacakları, aynı kanunun 6/b maddesi ile "diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamına tabi bir işte çalışanların, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren sigortalılıkları sona ereceği" düzenlemesi ile Tarım Bağ-Kur sigortalılığı ile 506 Sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı çalışmaların çakışması halinde 506 sayılı Yasa kapsamında çalışmalara üstünlük tanınacağı açıkça düzenlenmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasa'da yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerekmektedir.
İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesinin gerektiği Kanun'un 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun'un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.
Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden sözedilemeyeceği açıktır. Bir sigortalının askere gitmeden önce çalıştığı işyerini askerliğe müteakip girmesi durumunda hizmet akdi mecburi hizmet nedeniyle kesilmiş olduğundan artık hak düşürücü sürenin oluştuğundan bahsedilemez. Davacıya ödenen ücretten sigorta primi kesilen hallerde, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle Kurumun Yasa'dan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmelidir.
Davacının sigortalı çalışmalarının Kuruma kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü süre işlemeyecektir. (Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 gün ve 2004/21-369 E, 2004/371 K. sayılı kararı )
Halen yürürlükte olduğu şekliyle dava açma süresi beş yıl olup, hak düşürücü süredir. 506 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihte beş yıl olan hak düşürücü süre 20.06.1987 tarih ve 3395 sayılı Kanunun beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmışken, 01.06.1994 tarih ve 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle tekrar beş yıla indirilmiştir.
Tespiti istenen dönemdeki çalışmanın kesintisiz olduğunun anlaşılması durumunda hak düşürücü süreden söz etmek mümkün değildir.
Somut olayda; davacının 2000 yılından itibaren 2007/Ocak ayının tamamını kapsayacak şekilde davalı yanında part-time 506 Sayılı Yasaya tabi çalıştığının kanıtlandığının kabul edilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle davanın hak düşürücü süre ve çakışan Tarım -Bağ-Kur sigortalılığı nedeniyle kısmen reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yapılacak iş;hak düşümünün gerçekleşmediğinin kabulü ile 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığa öncelik verilerek aynı ilkeler çerçevesinde ve infazda sorun yaratmayacak şekilde tespit istemi hakkında karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalıya yükletilmesine, 05.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy