MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, Kurum işleminin iptali ile kazanın iş kazası olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, Kurumca iş kazası kabul edilen olayın iş kazası olmadığının tespiti ile kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, istemin reddine hükümde yazılı şekilde karar verilmiş ise de bu sonuca eksik ve yanılgılı değerlendirme ile gidilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden,31.1.2008 tarihli eser sözleşmesi davacı ile davadışı Mehmet Hanedar arasında ... ili ... ilçesi ... köyü mevkinde bulunan 208 parsele kayıtlı olan ve ... kiralanan taşınmazda 1.2.2008-10.5.2008 tarihleri arasında sera yapım işinin üstlenileceği,bu sözleşmeye göre sorumluluk ve sigorta ile ilgili yükümlülüklerin yükleniciye ait olacağının kararlaştırıldığı,davacı şirketi temsilen ... ile ... arasında 26.3.2008 tarihinde yapılan kira sözleşmesine göre 1.3.2008 başlangıç tarihli 1 yıl süreli ... ili ... ilçesi ... köyü mevkinde bulunan 208 parsele kayıtlı arazide her türlü zirai ekim ve dikim yapılacağının kararlaştırıldığı, ... ili ... ilçesi ... köyü mevkinde bulunan 208 parsele kayıtlı taşınmazın 26.11.2008 tarihinde ... ve ... tarafından davacı şirkete devrolunduğu, davalı ...'ın 3.8.2008 tarihinde ... yüklenici olduğu ...'a ait sera yapım işini üstlendiği seranın çatısında kaynak yaparken elindeki demirin yüksek gerilim hattına değmesi sonucu elektrik akımına kapılarak yere düşüp boynunun kırılması sonucu yaralandığı ve maluliyet oranının %100 olduğu,davalı işçinin kaza tarihinde davadışı ... sigortalı işçisi olduğu,ÇSGB İş müfettişinin 28.1.2010 tarihli raporu ile 3.8.2008 tarihli olayın iş kazası olduğunun ,kazada asıl işveren sıfatı bulunan davacı ... Tarım Ürünleri şirketinin %40,alt işveren sıfatı bulunan dava dışı ... %40,kazazede davalı işçi ...'ın %20 kusuru bulunduğunun belirtildiği,Antalya 4. iş mahkemesinin 2009/392 Esas sayılı dosyası ile davacı ... tarafından ... ve ... aleyhine açılmış maddi ve manevi tazminat dava dosyanın halen derdest olup işbu dosyanın sonucunu beklediği,Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/12546 hz. numaralı soruşturma dosyası, davacı şirket yetkilisi olan şüpheli ... hakkında taksirle yaralama suçundan dolayı müşteki ...'ın şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,.Antalya 1.iş mahkemesinin 2010/436 esas sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporuna göre olayın iş kazası,işkazası olayında asıl işveren olan davacı şirketin %40,alt işveren davadışı Mehmet Haneda'ınr %40 kusurlu,kazalı işçinin %20 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle asıl işveren-alt işveren kavramlarının açıklanması gerekir.
İş Kanunu'nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuştur.
4857 sayılı Kanun'un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.
Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2.maddesinin 6.fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.
b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır.
c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır.
d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.
e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
“Aracı” olarak nitelenen üçüncü kişi, gerek mevzuatta, gerekse öğreti ve yargı kararlarında; alt işveren, taşeron, tali işveren, alt müteahhit, alt ısmarlanan vb. adlarla anılmaktadır.
506 sayılı Kanunun 87. maddesine göre sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile,bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı,aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur. Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran kişiye aracı denir.5510 sayılı Kanunun 12/6 maddesi ile de asıl işveren ,bu kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işverenle birlikte sorumlu tutulmuştur.506 sayılı yasanın 87. maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir.
Gerek 4857 sayılı Yasanın 2/6 ve gerekse 5510 sayılı Yasa'nın 12/son maddesi ile yürürlükten kalkan Sosyal Sigortalar Kanununun 87/2. maddesinde; aracının hukuksal açıdan tarifi yapılmış kimlerin aracı veya halk arasındaki deyimi ile "Taşeron" sayılacağı belirlenmiştir. Buna göre; aracıdan bahsedilebilmek için; öncelikle üst işveren ve bunun tarafından ortaya konulan bir iş olmalı ve görülmekte olan bu işin bölüm ve eklentilerinden bir iş alt işverene devredilmelidir. Çoğu kez bina inşaat işlerinde görüldüğü gibi, ana binayı veya asıl işi bitirmekle yükümlü bir işveren, bu işin doğrama, döşeme, su tesisatı gibi bölümlerini aracılara devretmektedir. Bu gibi durumlarda üst-alt işveren ilişkisinden söz edilebilir. Buna karşı, bir işin bütünüyle bir işverene devri durumunda veya anahtar teslimi denilen biçimde işin verilmesi durumunda, artık üst-alt işveren ilişkisi ortada bulunmamaktadır. Arsanın veya binanın salt maliki olmak ve ihale makamı olarak işi bütünüyle devretme durumlarında, ortada aracı denilen kurumdan söz edilemez. Çünkü burada iş tamamıyla ve bütün olarak bağımsız bir işverene devredilmektedir.
Bu açıklamalardan olarak somut olayda, davalı ...'ın kazalandığı iş yerine ve bu iş yerinde yaptığı işe göre davadışı ... işçisi olduğu,... sera yapım işini davacı şirketten anahtar teslimi şeklinde eser sözleşmesi ile devraldığı,davacı şirket ve ... arasında asıl işveren -alt işveren ilişkisinin olmadığı,kurumca tek taraflı olarak iş kazası kabul edilen olayın davacı bakımından iş kazası sayılamayacağı, davacının şahsi kusurunun iddia ve ispatının genel hükümlere göre değerlendirme konusu yapılabileceği ortadadır. Hal böyle olunca anılan kaza olayının davacı bakımından iş kazası sayılması mümkün olmayıp, bu bakımdan davanın kabulü yerine reddi hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 14.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy