MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, emekliliğe hak kazandığının tespitiyle, biriken aylıkların faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava; davacının 2.11.1983 - 31.12.1984 tarihleri arasında, 506 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmaları ile çakıştığı gerekçesi ile iptal edilen 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının geçerli olduğunun tespiti ile 1.7.2002 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ve 1.7.2002 - 1.7.2003 tarihleri arasında ödenmeyen aylıkların yasal faizi ile ödenmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile; davacının Bağ-Kur sigortalılığının başladığı tarihten bir gün evvel 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının sona erdiğinin ve 1.7.2002 tarihi itibari ile yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile 1.7.2003 tarihine kadar olan yaşlılık aylıklarının ödenmeleri gereken tarihten itibaren yasal faizi ile ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, muhasebeci olan davacının 27.2.1992 tarihli giriş bildirgesi ile 2.11.1983 tarihli vergi kaydına istinaden 2.11.1983 tarihi itibariyle Bağ-Kur sigortalı olarak tescil edildiği, 2.11.1983 tarihinde başlayıp devam eden vergi kaydı olduğu, Kurumca davacının vergi kaydına göre bu tarihler arasında Bağ-Kur sigortalı kabul edildiği, davacının 1992 ve 1997 aflarından da yararlanarak prim borçlarını ödediği, 1.8.1980 – 30.7.1981 tarihleri arasında askerliğini yedek subay olarak yaptığı, bu sürenin 450 gün olarak hesaplandığı, 1.4.1973 – 30.4.1973, 1.2.1974 – 30.11.1977, 2.1.1979 – 30.9.1979 ve 1.8.1981 – 31.12.1984 tarihleri arasında ihtilafsız olan kesintili 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı olduğu, 1.8.1981 – 31.12.1984 tarihleri arasındaki 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığı ile 2.11.1983 - 31.12.1984 tarihleri arasındaki 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının çakıştığı, bu nedenle 2.11.1983 - 31.12.1984 tarihleri arasındaki 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının primleri tahsil olunmasına rağmen Kurumca iptal edildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, 506 sayılı Kanun ile 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığın çakışması halinde hangisine öncelik verileceği ve davacının 1.7.2002 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.
"Çakışan sigortalılık sorununu" gerek 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve gerekse 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu birbirlerine paralel düzenlemeler ile bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp sigortalının önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığına geçerlik tanıyarak çözüme ulaştırmaya çalışmışlardır. Yasal sistemimize göre bir kimsenin Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamına girebilmesi için hizmet akdine tabi bir işte çalışması yanında başka bir ... kapsamında bulunmaması gerekir. 506 sayılı Yasanın 3. maddesinin I. ( F ) bendinde "Kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların" ( K ) bendinde ise. "Herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların" sigortalı sayılmayacağı" belirtilmiştir. Aynı şekilde 1479 Sayılı Bağ-Kur Kanunu'nun 24. maddesinin I. ve II. Fıkralarında da bir kimsenin Bağ-Kur kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında. başkaca ... kapsamında bulunmaması koşulu getirilmiştir. Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün olmayıp, önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığa geçerlik tanınmaktadır (3.10.2001 gün ve E: 2001/21-627, K: 2001/659 Sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı)
Somut olayda; çakışan sigortalılıkta, davacının 506 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmalarının 1.8.1981 tarihinde başladığı ve 31.12.1984 tarihine kadar devam ettiği, 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığın ise vergi kaydına göre 2.11.1983 tarihinde başladığı görülmektedir.
Buna göre; davacının 1.8.1981 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı kabul edilmesi ve 2.11.1983 - 31.12.1984 tarihleri arasındaki 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının iptal edilmesine dair Kurum işlemi yerindedir.
2829 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca; "Kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir." Aynı Kanunun 8. maddesine göre de; "Birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden, ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir."
O halde, davacının yaşlılık aylığının 1479 sayılı Kanuna göre; Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumunca bağlanması gerekmektedir.
1479 sayılı Kanunun geçici 10/2. maddesine göre belirlenen 1.6.2002 tarihine kadar davacının; 5 yıl 9 ay 13 gün SSK, 1 yıl 3 ay Emekli Sandığı ve 17 yıl 4 ay 29 gün Bağ-Kur hizmeti olmak üzere toplam 24 yıl 5 ay 12 gün sigortalılığı mevcuttur. 25 tam yıl prim ödeme süresinin dolmasına; 2 yıldan az kaldığı için 44 yaşını doldurmak ve 25 tam yıl prim ödemek şartıyla yaşlılık aylığına hak kazanacağı anlaşılmaktadır.
10.8.1949 doğumlu olan davacı, 30.6.2002 tarihinde tahsis talebinde bulunmuştur. Bu tarihte 52 yaşını tamamlamış olan davacının prim borcunun da olmadığı, ancak 6299 gün Bağ-Kur, 2083 gün SSK ve 450 gün Emekli Sandığı hizmeti olmak üzere toplam 8832 gün primi ödenen gün sayısı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna göre, 30.6.2002 tahsis tarihinde davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı şartları oluşmamıştır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurularak istemin reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 07/05/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy