MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle 397.703.19 TL. maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davalı vekilince istenilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09/07/2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı şirket yetkilisi ... ve vekili Avukat ... ile karşı taraf vekili ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, temyiz edenin sıfatına, başvurma harcı da yatırılmak suretiyle bakiye maddi tazminata yönelik istemin ıslah değil birleştirme istemli yeni bir dava niteliğinde olduğunun belli bulunmasına göre, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 16.10.2003 tarihinde meydana gelen trafik iş kazası sonucu yardıma muhtaç % 100 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece; davacının tam kusurlu eylemi sonucu kazanın meydana geldiğinden davanın reddine ilişkin önceki kararının, davacı tarafça temyizi üzerine, Dairemizin; üretim şefi olan davacının şoför olarak görevlendirilmesi nedeniyle işverenin kusur durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin bozma ilamına yerel mahkemece direnilmiş bu kararında davacı tarafça temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılan inceleme sonunda sonuç olarak işverenin kusur durumun dosya kapsamına göre yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne karar verilmiş ve bu karar davalı vekilince süresinde temyiz edilmiştir.
Yardıma muhtaç % 100,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan davacı için bakiye yaşam süresi için bakıcı gideri gerektiğinin kabulü ile hesaplama yapılması yerindedir. Ne var ki davacının tüm yaşam süresi içinde bakıcı ücreti ödeyeceği varsayımına dayalı olarak asgari ücret esas alınarak hesap yapılmış olması karşısında, davacının halen ve bakiye ömrü içerisinde de sürekli bakıcı çalıştırmayıp aile içi bakım dayanışmasından yararlanacağı açık olmakla hakkaniyet gereği hesaplanan bakıcı giderinden uygun bir oranda indirim yapılması gerekirken, hesaplanan bakıcı gideri tazminatının tamamının hüküm altına alınması isabetsiz olmuştur.
Dava nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine yöneliktir. Davanın bu niteliği nedeniyle, mükerrer ödemeye ve haksız zenginleşmeye neden olmamak için Kurum tarafından davacıya iş kazası nedeniyle bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneğinin düşülmesi gerektiği açıktır. Somut olayda davacıya bağlanan gelirin peşin sermaye değeri indirilmekle birlikte geçici iş göremezlik döneminde yapılan ödemelerin indirilmemesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Öte yandan davacı Gebze 3. Noterliğince düzenlenen 02.03 2012 tarihli beyanname de 16.10.2003 tarihli iş kazası nedeniyle 2012 Ocak ayı dahil düzenli ödemelerle yardım amaçlı olarak makbuz karşılığı 19.500,00-TL aldığını beyan etmiştir. Bu miktardaki bir ödemenin yardım amaçlı olarak yapıldığının kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır. Kural olarak zarar görene yapılmış ödemenin bu miktar ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır. Gerçek anlamda ödemeden söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla, ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlığın bulunduğu durumlarda, yapılan ödeme makbuz niteliğinde kabul edilebilir. Bu durumun, ödemenin yapıldığı tarih göz önünde tutularak davacının gerçek zararının uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanması suretiyle belirleneceği hukuksal gerçeği ortadadır. Oysa yukarıda açıklandığı biçimde inceleme ve araştırma yapılmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş; ödemenin yapıldığı tarihteki veriler esas alınarak davacının gerçek zararını saptamak, böylece tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda ödemeleri “kısmi ifayı içeren makbuz” niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin; davacının ödeme tarihindeki, gerçek zararını hangi oranda karşıladığını saptamak; son verilere göre hesaplanan tazminat miktarından, yasal indirimler yapılmak suretiyle belirlenecek gerçek zarardan, ödeme yapılan tarih itibarıyla sigortalının karşılanan zararları oranında indirim yapmak ve usuli kazanılmış haklarda gözetilerek varsa kalan miktara hükmetmekten ibarettir.
Davacı 02.07.2012 tarihli dilekçe ile bakiye maddi tazminat isteminde bulunurken davasını ıslah ettiğini bildirmiş ve peşin harcın yanı sıra başvurma harcını da yatırmıştır. Davada hukuki nitelendirme Hakime aittir. Hal böyle olunca davacının başvurma ve peşin harç yatırmak suretiyle yaptığı istemin ıslah değil birleştirme istemli ek dava niteliğinde olduğu ortadadır. Davacının davasının ıslahı söz konusu olmadığına göre bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına ilişkin içtihadı birleştirme kararının somut olayda uygulama yeri olmadığı ortadadır. Ne var ki, davacı ek dava olarak kabulü gereken 02.07.2012 tarihli dilekçesi ile bakiye maddi tazminat isteminde bulunurken, faiz isteminde bulunmamıştır.
HMK’nun 26. Maddesinde de açıklandığı üzere “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” Hal böyle olunca davacının ek dava dilekçesinde faiz istemi olmadığı halde talebin aşılarak ek dava dilekçesi ile istenen maddi tazminat içinde olay tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 990.00 TL. duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 09/07/2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminata ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karar Dairemizce esastan bozulmuş ve bozma sonrası davacılar vekilinin ıslah dilekçesi dikkate alınarak bu defa mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Öncelikle bozma sonrası davanın ıslahının mümkün bulunup bulunmadığı meselesi üzerinde durulmalıdır.
Bilindiği gibi, İçtihadı Birleştirme Kararları, konularıyla sınırlı, gerekçesi ile yol gösterici ve sonucu ile de bağlayıcıdır. İçtihadı Birleştirme Kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar ( Yargıtay Kanunu Mad. 45 ). 04/02/1948 tarih ve 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, hüküm bozulduktan sonra ıslah yolundan faydalanmanın mümkün olamayacağı kabul edilmiştir. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararının tam metni okunduğunda, “görüşmeler sırasında, usul bozması sonrası ıslahın yapılabileceği öne sürülmüş ve oylama yapılırken bu ayrıma göre yapılması teklif edilmiş ise de, bu görüş ve teklife itibar edilmeyerek, bozma sonrası ıslahın yapılıp yapılamayacağı oylanmış ve müktesebi hakların ihlal edilebileceği benimsenerek bozma sonrası ıslah yolundan faydalanmak mümkün değildir” denilmiştir.
Yine Yargıtay Kanunu'nun 45. maddesinde İçtihadı Birleştirme Kararlarının nasıl değiştirilebileceği açıkça düzenlenmiştir. Gerektiğinde bu yol izlenerek günümüz ihtiyaçları karşısında yetersiz kalan İçtihadı Birleştirme Kararları değiştirilebilir. Bu açık yasal düzenlemeler karşısında İçtihadı Birleştirme Kararlarına şu veya bu gerekçelerle uyulmaması hukuk güvenliğini sarsacağı gibi hakiminde sorumluluğunu gerektirebileceği gözardı edilmemelidir.
Bozma sonrası fazlaya ilişkin saklı tutulan haklar ancak ek dava ile talep edilebilir. Ek dava ise başlı başına bağımsız bir dava olup, yargı kararlarında da benimsendiği gibi mahkemece davaların birleştirilmesi durumunda ek davayla ilgili ayrı bir hüküm kurulmalıdır. Bunun sonucu olarakta, ek dava ile ilgili yargılama giderleri ayrı bir başlık altında gösterilmelidir.
Somut olayda, davacılar vekilinin bozma sonrası talebi açıkça davanın ıslah edilmesi niteliğindedir. Bu dilekçede peşin harcın da yatırılması bu talebe ek dava niteliği kazandırmaz.
Bir davanın nasıl açılacağı usul kanunumuzda açıkça belirtilmiştir. Usul ekonomisi gibi nedenlerle böyle bir ıslah dilekçesini ek dava niteliğine büründürmek açık yasa hükümlerini dolanmak olur ki, bu hukuken himaye edilemez.
Bozma sonrası davacılar vekilinin amacı davayı ıslah etmektir. Dilekçesinde bunu açıkça belirtmiştir. Zaten mahkemece de bu talep ıslah olarak kabul edilmiş ve ıslah hükümlerine göre hüküm oluşturulmuştur. Yani ıslah dilekçesi ile ilgili ek dava gibi hüküm kurulmamıştır. Oysa, yukarıda belirtildiği gibi 04/02/1948 tarih ve 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince bozma sonrası ıslah mümkün olmadığından mahkemece ıslah dilekçesindeki talepler yönünden davası dinlenemez. Yerel mahkeme kararının öncelikle bu nedenle bozulması gerektiğinden aksi yöndeki çoğunluk kararına katılamıyoruz.