MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 26/10/2006-26/10/2010 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının 26/10/2006-26/10/2010 tarihleri arasında davalı işyerinde geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen sürekli ve kesintisiz çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile, davacının 26/10/2006-26/10/2010 tarihleri arasında davalı işyerinde kesintisiz olarak çalıştığının tespitine karar verilmiş ise de, bu sonuç eksik incelemeye dayalı olup, usul ve yasaya aykırıdır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının, davalı işyerinde çalışmaya başladığına ilişkin işe giriş bildirgesinin davalı kuruma ibraz edilmediği ve kurum kayıtlarına göre, davacının iddia edilen döneme ilişkin gerek davalı işyerinde gerekse başkaca işyerinde SGK hizmet kaydının da bulunmadığı anlaşılmış; davacının tespitini talep ettiği döneme ait davalı işyeri bordrolarının davalı kurumdan temin edilmediği, sadece davacı ve davalı işveren tarafından çalışma olgusunun tespiti istenen dönemde davalı işyerinde çalıştığı iddia edilen ... ve ...'nın; komşu işyeri sahibi olarak da davacının tanık olarak gösterdiği ...'ın mahkemece dinlendiği anlaşılmış; ilgili döneme ait bordrolarda ismi yer alan bordro tanıkları ve komşu işyeri araştırması ile tespit edilecek komşu işyeri bordro tanıklarının re'sen dinlenmediği görülmüştür. Ayrıca davalıya ait işyerinin eğitim kurumu olması nedeniyle ilgili kolluk birimlerine rutin olarak yapması gereken çalışan bildirimlerinde davacının isminin yer alıp almadığı hususunda araştırma yapılmadığı tespit edilmiştir.
Bu haliyle dava dosyasındaki uyuşmazlık, somut olayda fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay'ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir.
Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa’sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olayda, Mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığı yöntemince araştırılmadan, bordro tanıkları ve komşu işyeri bordro tanıkları araştırılarak re'sen dinlenmeksizin, davacı ve davalı tarafından gösterilen bordro tanığı ve komşu işyeri sahibi olduğu dosya kapsamından tespit edilemeyen tanıkların beyanlarına dayalı olarak eksik inceleme ile sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınıp, işyerine ait dönem bordroları getirtilerek davacı ile aynı dönemde çalışmış işverenin kayıtlarına geçmiş çalışanlarını tespit edip beyanlarına başvurmak, ilgili SGK İl Müdürlüğünden ve Belediye Başkanlığından gerekirse zabıta marifetiyle işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde bildirge tarihinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının; yoksa işyeri sahiplerinin hem ilgili Kurumlar nezdindeki kayıtları üzerinde hem de mahallinde titizlikle araştırılıp tespit edilerek, çalışmanın niteliği, süreklilik arz edip etmediği, alınan ücret hususları ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, davalı işyerinin eğitim kurumu olması nedeniyle ilgili kolluk birimlerine rutin olarak yapması gereken çalışan bildirimlerinde davacının isminin yer alıp almadığını araştırmak, gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasa’nın 2, 6, 9 ve 79/10. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden ... Hiz. Eğitim Reklamcılık Tur. Petrol Ürünleri Gıda San. Tic. Ltd. Şti.'ne iadesine, 02/12/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy