MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, davalı ... Medeniyetleri Müzesi’ne ait işyerinde 1986/7,8,9,10.aylarda geçen ve SGK’na bildirilmeyen çalışmalarının tespitini istemiştir.
Mahkemece, hak düşürücü süre içinde açılmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Davada sıfat, tarafın, dava konusu maddi hukuk ilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. 506 sayılı Yasa'nın 79. ve 108.maddelerinin uygulanmasında taraf ehliyeti dava şartlarından olup yargılamanın her safhasında resen gözönünde tutulması gerekir. Taraf sıfatının bulunmaması halinde dava, sıfat yokluğundan (husumet yönünden) reddedilecektir.
HUMK. 179/1.maddesi, dava dilekçesinde tarafların ve varsa kanuni temsilcilerinin ad ve adreslerinin bildirilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Bildirim esnasında yapılan kimi yanlışlıklar, davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddi sonucunu doğurmamakta, oluşan hataların giderilmesi bazı durumlarda mümkün olabilmektedir. Davalının temsilcisinde yanılmış olma hali de bu duruma örnek oluşturmaktadır.
Dava, Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü aleyhine açılmıştır. Yapılan incelemede, davacının çalıştığını ileri sürdüğü işyeri olan ve davalı olarak gösterilen ancak tüzel kişiliği olmayan Anadolu Medeniyetleri Müze Müdürlüğünün Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Davacının, dava dilekçesi içeriğinden, işveren olarak gerçekte Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Anadolu Medeniyetleri Müze Müdürlüğü’nü gösterilmeyi amaçladığı, bu durumda husumette değil, temsilcide yanılma halinin söz konusu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca, dava ekonomisi, davacının
dava dilekçesinden anlaşılan iradesi dikkate alınarak, bu eksikliğin (hatanın) mahkemece doğrudan (resen) dikkate alınıp, husumetin gerçek hasma yöneltilerek davanın sonuçlandırılması gerekirken, taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.04.2007 gün 2007/9-218 Esas, 2007/227 sayılı kararı da bu yöndedir.
Mahkemece yapılacak iş, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na husumetin yöneltilmesini sağlamak, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın gösterdiği delilleri toplamak ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
3- Kabul şekline göre de; davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddelerinde; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde Mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilecekleri öngörülmüştür. Bildirimsiz geçen çalışmaların tespitine ilişkin dava koşulları 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/10. maddesinde tanımlanmıştır. Bunlar; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılma, yönetmelikte tespit edilen belgelerinin Kuruma verilmemiş ya da çalışmaların Kurumca saptanamamış olması ile anılan davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmış olması şeklinde sıralanabilir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay'ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Anılan maddelerde, yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların çalıştıklarını hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilecekleri öngörülmüştür.
Sigortalı, bildirimsiz kalan çalışmalarının tespitini hak düşürücü sürenin işlemeye başladığı, hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl (20.06.1987 tarihindeki yasa değişikliği ile on yıla çıkarılmıştı. Ancak 01.06.1994 tarihindeki yasa değişikliği ile tekrar beş yıla indirildi.) içerisinde isteyebilir. Hak düşürücü süre, bildirimsiz kalan çalışmalar yönünden öngörülmüştür.
İşverenin, sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde, işverence Kuruma verilecek belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu, vd. şeklinde sıralanmıştır. Bu belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir.
Somut olayda davacının davalı işveren tarafından SGK’na bildirilen çalışmalarının bulunmadığı, işveren Kurumca düzenlenmiş ve SGK’na intikal etmiş işe giriş bildirgesinin de bulunmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davacının çalışmalarının geçtiğini ileri sürdüğü işyeri Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Anadolu Medeniyetleri Müze Müdürlüğü olup bir kamu kuruluşudur. Bu nedenle, davalı işyerinde resmi kayıtlara dayanılması ve ücretlerin yazılı belge ile ödenmesi esastır. Kuruma bildirilmeyen dönemlerdeki ücret belgeleri ve bu dönemde davacıya ücret ödenip ödenmediği, ödeme yapılmışsa kim tarafından ödendiğinin araştırılması gerekir. Bu durumda dosyada mevcut, davacının ibraz ettiği ihtilaflı dönemlere ait bordrolarda davacının da isminin bulunduğu görülmekle, bordrolarda davacı adına prim kesintisi yapılmışsa bu belgelerin hak düşürücü süreyi keseceği dikkate alınarak anılan bordroların gerçekliği ve prim kesintisini içerip içermediği, SGK ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Anadolu Medeniyetleri Müze Müdürlüğü nezdinde yeniden titizlikle araştırılıp tartışılarak bir sonuca ulaşılması gerekir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine
05.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy