MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Dava, 14.01.2003 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu %3,1 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden, 14.01.2003 tarihinde meydana gelen zararlandırıcı olayın Kurum tarafından iş kazası kabul edildiği, kaza nedeniyle davacının %3,1 oranında maluliyetinin doğduğu, iş kazasının oluşumunda %60 oranında davalı işveren,%25 oranında dava dışı olup davalıya ait işyerinde çalışan ... ve %15 oranında da kazalı sigortalının kusurunun bulunduğu, hükme esas alınan 02.07.2012 tarihli hesap raponuda davalı işveren ile onun istihdamı olup zararlandırıcı olayda kusuru tespit olunan ...'in sorumlu oldukları tazminat miktarlarının ayrı ayrı belirtildiği,mahkemenin sadece %60 işveren kusuruna isabet eden 12.509,41TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verdiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık, işverenin istihdam ettiği işçisinin de meydana gelen işkazasında kusurunun tespit olunması ve tazminat davasının sadece işverene yöneltilmesi durumunda işverenin istihdam ettiği kişinin kusuruna isabet eden zarardan sorumlu olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten 27.3.1957 gün, 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk “özen ve gözetim ödevinin” objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan “kusura” dayanmayan bir sorumluluktur. Zararın hizmet sırasında çalıştırılanın eylemi sonucunda meydana gelmesi yeterlidir. Ne var ki istihdam edenin sorumluluğu için, istihdam edenle istihdam olunan arasında çalıştırma ve bağımlılık ilişkisinin bulunması, zararın hizmetin ifası sırasında ve hizmetle ilgili olarak oluşması, eylemin hukuka aykırı olması ve eylem ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının işçinin ya da üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.
Somut olayda; davalı şirket çalışanı olup dava dışı bırakılan bakımcı usta yardıncısı ...'in zararlandırıcı sigorta olayınada % 25 oranında kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, davalı işveren'in istihdamı olan ...'in kusuruna isebet eden tazminattan da sorumlu olacağı ortadadır.Zira Türk Borçlar Kanununun 55. Maddesinden kaynaklanan sorumluluk kusura dayalı bir sorumluluk olmayıp işveren istihdam ettiği kişinin verdiği zarardan kendi kusuru olmasa bile sorumlu olacağı yasanın amir hükmüdür. Ayrıca İstihdam edilen kişinin kusuru nedeniyle işverenden tazminat talebinde bulunulurken ayrıca müteselsil sorumluluğa dayanılı olarak istihdam aleyhine de dava açılmasının zorunlu olmadığı ise izahtan varestedir.
Hal böyle olunca istihdam eden sıfatıyla davalı işverenin çalıştırdığı işçinin kusuruna isabet eden 5.212,25 TL zarardan da sorumlu olduğunun kabulü yerine, yazılı şekilde dava dışı istihdam ...'in kusuruna isabet eden tazminattan davalının sorumlu tutulmaması neticesini doğurur şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 15/04/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.