MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 13/06/1986-22/08/1991 ve 22/09/2004-22/07/2007 tarihleri arasında bağkurlu olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının 13/06/1986-22/08/1991 ve 22/09/2004-22/07/2007 tarihleri arasında Esnaf Bağ-Kur sigortalılık hizmetlerinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davacının 22/09/2004 ila 22/07/2007 tarihleri arasında kesintisiz Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmişse de varılan sonuç doğru olmamıştır.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasanın 24. maddesinde zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı için esnaf sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kaydı aranırken 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa ile 1479 sayılı Yasanın 24. maddesi değiştirilecek zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı için gelir vergisi mükellefi olması şartı getirilmiş ancak gelir vergisinden muaf olanlar için meslek kuruluşuna kayıtlı olma yeterli görülmüş, 22.3.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Yasa ile 24. madde değiştirilerek zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı için vergi kaydı veya esnaf sicil kaydı veya oda kaydının bulunması yeterli görülmüş, 2.8.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Yasa ile 24. madde değiştirilerek zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı için gelir vergisi mükellefi olma şartı getirilmiş ancak gelir vergisinden muaf olanlar için esnaf sicil kaydı ve oda kaydının bir arada bulunması yeterli görülmüştür.
1479 sayılı Bağ-Kur Kanununda 506 sayılı Yasanın 79/10.maddesine benzer şekilde geçmiş günlerin tespitine yönelik yasal düzenleme mevcut değildir. Başka bir anlatımla Bağ-Kur Kanununda açık bir hüküm olmadığından geçmiş hizmetlerin tespitine olanak yoktur. Öte yandan, 5510 sayılı Yasanın geçici 8.maddesinde, bu Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi hariç diğer alt bentlerine göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanunun yürürlük tarihine kadar kayıt ve tescillerini yaptırmayanların sigortalılık hak ve yükümlülüğünün bu Kanunun yürürlük tarihinden
itibaren başlayacağı, Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendine göre sigortalı sayılanların hak ve yükümlülüğünün ise 7 nci maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre başlayacağı, ancak, bu Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) ve (3) numaralı alt bentlerine göre sigortalı sayılanlardan bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren sigortalılıkları başlatılanların, bu Kanunun yürürlük tarihi ile 4/10/2000 tarihi arasında geçen vergi mükellefiyet süreleri bulunmak kaydıyla, sigortalının bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren 6 ay içinde talepte bulunması halinde, vergi mükellefiyet sürelerinin tamamı için 80. maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine göre talep tarihindeki prime esas kazancının % 32'si üzerinden borçlanma tutarının hesaplanacağı ve sigortalıya tebliğ edileceği, sigortalının kendisine tebliğ edilen borçlanma tutarının tamamını tebliğ tarihinden itibaren 6 ay içinde ödemesi halinde, bu sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirileceği, sigortalıya tebliğ edilen borç tutarının bu süre içerisinde tam olarak ödenmemesi halinde bu sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirilmeyeceği ve ödenen tutarın bu Kanunun 89 uncu maddesine göre iade edileceği bildirilmiştir.
Somut olayda davacının herhangi bir sigortalılık tescilinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacının uyuşmazlık konusu 13/06/1986-22/08/1991 tarihleri arasında vergi kaydı bulunduğu ve 22/09/2004-29/03/2009 tarihleri arasında muhtarlık yaptığı anlaşılmakta ise de 5510 sayılı Yasanın geçici 8. maddesindeki koşullar gerçekleşmediği gibi davacı 1479 sayılı Yasanın geçici 18. maddesinden de yararlanmamıştır. Davacının uyuşmazlık konusu dönemde sigortalı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. HGK’nun 03.11.2004 tarihli 2004/10-524 Esas, 2004/581 Karar nolu kararı da bu yöndedir.
Mahkemece istemin reddine karar verilmesi gerekirken bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 11/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy