MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Davacı, yurtdışı çalışmalarının kabulüyle, 01/08/2008 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının 1.8.2008 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile, ıslah ile talep edilen yaşlılık aylığını geç alması neticesinde uğradığı zarar miktarı olan 4.400,00 TL'nin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, davacıya 1.2.2009 tarihi itibari ile yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile davacının uğradığı zarar tutarı olan 1.141,96 TL'nin faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden; dava dilekçesinde yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunduğu, 5.4.2011 harçlandırma tarihli ıslah dilekçesi ile yaşlılık aylığını geç almasından kaynaklı 4.400,00 TL maddi zararın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, yaşlılık aylığı yönünden kurulan hüküm yerinde ise de, tazminata ilişkin usulüne uygun açılmış bir dava olmadığı halde, ıslah dilekçesi ile tazminat istemi dikkate alınarak, tazminatın kısmen kabulüne karar verilmesi yanlıştır. HUMK.’nun 83. ve devamı maddelerinde(HMK’nın 176-183. maddeleri arasında) düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunun değiştirebilmesi imkânını sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Başka bir anlatımla ıslah, açılmış bir davada taraflarca yapılmış usule ilişkin işlemlere yönelik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir davanın açılması olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine
geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur. Öte yandan harca tabi davalarda her dava açılırken davalıdan başvurma harcı ile nispi harca tabi davalarda nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır. Gerekli harçlar alındıktan sonra dava dilekçesi esas defterine kaydedilir ve dava, dava dilekçesinin esas defterine kayıt edildiği tarihte açılmış sayılır. İnceleme konusu olan bu olayda tazminata ilişkin dilekçenin ıslah harcıyatırılmak suretiyle mahkemeye verildiği, ancak başvuru harcının yatırılmadığı anlaşılmaktadır. Dilekçenin bu haliyle bir ek dava dilekçesi olarak kabulü dahi mümkün değildir.
Islahta dava konusu olmayan bir istemin dava kapsamına alınması mümkün değildir. Bu nedenle “davacının ayrıca dava açma hakkı saklı kalmak üzere tazminata ilişkin ıslah isteminin reddine” şeklinde karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuksal olgular gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davacıya yükletilmesine, 20/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.