MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Hüküm, İş Mahkemesinden verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8.maddesi hükmüne göre ise İş Mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Olayda hüküm 06.05.2013 tarihinde, temyiz eden davacılar vekiline tebliğ edilmiş, temyiz ise 21.06.2013 tarihinde vuku bulmuştur. Bu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi fazlası ile geçmiştir.
O halde, 01.06.l990 Tarih ve l989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı da göz önünde tutularak, davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin, süre aşımı yönünden reddine,
2-Davalı temyizine gelince; Dava, 18.03.2010 tarihinde meydana gelen trafik iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece ceza yargılaması sırasında düzenlenen ve davacı murisinin içerisinde bulunduğu aracı kullanan sürücünün tali, üçüncü kişinin ise asli, kusurlu bulunduğu kusur bilirkişi raporu hükme esas alınarak davacıların manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiş ve karar süresinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Zararlandırıcı sigorta olayı sonucu ölen işçinin olay günü, işveren tarafından temin edilen servis aracı ile iş bitimi eve dönülürken meydana gelen trafik iş kazasında öldüğü dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanununun 77.maddesinin açık buyruğudur.
Mahkemece ceza yargılaması sırasında düzenlenen ve davacı murisinin içerisinde bulunduğu aracı kullanan sürücünün tali, üçüncü kişinin ise asli kusurlu bulunduğu kusur bilirkişi raporu karara esas alınmıştır.
Ne var ki hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda; bilirkişiler, İş Kanununun 77.maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptamadıkları anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca da, kusur raporunun, İş Kanununun 77.maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde ve özellikle ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile özel hukukun sorumluluğa ilişkin hükümleri arasında unsurlar açısından farklılık bulunduğu, cezai sorumluluk için kasti veya ihmali bir davranış biçiminin gerçekleşmesi gerekli olduğu, özel hukuk da ise her zaman kasıt ve kusur unsurlarının bulunmasının zorunlu olmadığı, gerek yürürlükten kalkan BK'nun 53. maddesi ve gerekse yürürlükte bulunan TBK’nun 74 maddesi gereğince hukuk hakiminin ceza davasında saptanmış kusur oranlarıyla bağlı olmadığı ceza davasında tespit edilen maddi olgularla bağlı olacağı, görülmekte olan bu dava açısından da bu maddi olgunun, sigortalının iş yeri servis aracı ile eve dönüş sırasında üçüncü kişinin de karıştığı bir trafik iş kazası sonucu ölümü ile sınırlı olduğu, üstelik davalı tarafça da ceza yargılamasındaki kusur bilirkişi raporuna itiraz edildiği göz ardı edilerek, sonuçlandığına dair bir bilgi bulunmayan ceza yargılamasında düzenlenen kusur bilirkişi raporunun hükme esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2008 gün 2008/21-556E ve 2008/532K sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Mahkemece yapılacak iş; işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilere konuyu yeniden yukarıda açıklandığı biçimde inceletmek, verilen rapor dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilmek, ceza davasında alınan kusur durumunun bağlayıcı olmadığını göz önünde tutmak ve sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Kabul ve uygulamaya göre de olay tarihinde doğmamış bulunan ve olaydan sonra 08.07.2010 tarihinde doğan çocuk yararına hükmolunan tazminata 18.03.2010 olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi hatalı olmuştur.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre temyiz eden davalının sair temyiz itirazların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 03.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy