MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, HMK'nun 115/2. maddesi gereğince davanın usulden reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalı ...'ın ölü olduğu, nüfus kayıt örneğine göre davalının 06/10/1993 tarihinde ölmüş olduğu, davanın açıldığı tarihte davalının ölü olduğu anlaşıldığından, 6100 sayılı HMK 115/2 maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle her iki davanın da usulden reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davacının, davalı ...'a ait işyeri bünyesinde 01/07/1983 ila 23/09/1983 tarihleri arasında geçen hizmetlerinin tespiti istemiyle 14/03/2013 tarihinde dava açtığı, davalı ...'ın nüfus kaydına göre 06/10/1993 tarihinde vefat ettiği, davacı vekilinin, davalının öldüğünü öğrenmesi üzerine, mahkemeden, davalı mirasçılarının tespiti için veraset belgesi almak ve davayı mirasçılara yöneltmek hususunda talepte bulunduğu, mahkemece bu talepleri yönelik olarak olumlu veya olumsuz bir karar verilmediği, davanın açıldığı tarihte davalının ölü olduğu, bu nedenle 6100 sayılı HMK 115/2 maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddedildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; dava ehliyeti davada taraf olma yeteneğidir.1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) taraf ehliyetini tanımlamamış, 38.maddesiyle Medeni Kanuna yollamada bulunmakla yetinmiştir. Medeni Kanunumuz ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış, 8, 28, 47 ve 48.maddeleriyle bu yönde hükümler getirerek medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini belirtmiştir. Öte yandan gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarakta taraf ehliyetinin sona ereceği Medeni Kanunun 28. maddesinin buyurucu nitelikteki hükmüyle açıklanmıştır. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur. Bu durumda, 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 124. maddesi ile bu gibi durumlarda dava reddedilmeyip mirasçılarının davaya katılımlarının sağlanmasıyla yargılama yapılması olanağı getirilmiştir.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.
Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hukukî dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke değil, tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır.
Hal böyle olunca, mahkemece 6100 sayılı Yasanın 124. maddesi uyarınca değerlendirme yapılması, yargılamaya devam edilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın usulden reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 02.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.