MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Davacı, Tarım Bağ-Kur hizmetlerinin birleştirilmesinin zorunlu olmadığının tescil tarihinden itibaren durdurulması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının 1.3.1986 tarihinden itibaren başlayan 2926 sayılı Kanun'a tabi sigortalılığının 1479 sayılı Kanun'a tabi hizmetleri ile birleştirilmesinin zorunlu olmadığının tespiti ile 1479 sayılı Kanun'un Ek 19. maddesi gereğince 1479 sayılı Kanun'a tabi hizmetlerin tescil tarihinden itibaren durdurulması istemine ilişkindir.
Mahkemece; davanın kabulü ile, davacının 2926 sayılı Kanun'a tabi Tarım Bağ-Kur sigortalılığının 1479 sayılı Kanun'a tabi hizmetlerinin birleştirilmesinin zorunlu olmadığının tespitine, davacının 5 yılı aşkın prim borcu bulunduğundan 1479 sayılı Kanun'a tabi hizmetinin 1479 sayılı Kanun'un Ek 19. maddesi gereğince tescil tarihinden itibaren durdurulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, 18.10.2011 tarihinde, 2011/898 E., 2010/1029 K. sayılı karar ile aynı şekilde kabul kararı verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından süresinde temyizi üzerine Dairemiz tarafından, 30.1.2012 tarih, 2011/17435 E., 2012/576 K. sayılı ilam ile; "davacının 1479 sayılı Kanun'a göre sigortalılığının davalı Kurumca 4.10.2000 - 31.12.2000 ve 6.1.2005 - 30.4.2008 tarihleri arası sigortalılık süresi olarak değerlendirilerek 5 yıl ve daha fazla prim ödemesi olmadığından geçici 17. madde dikkate alınarak prim ekstreleri getirtilerek değerlendirme sonucu karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu” belirtilerek hüküm bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamında açıkça, "davacının 1479 sayılı Kanun'a göre sigortalılığının davalı Kurumca 4.10.2000 - 31.12.2000 ve 6.1.2005 - 30.4.2008 tarihleri arası sigortalılık süresi olarak değerlendirilerek, 5 yıl ve daha fazla prim ödemesi olmadığından geçici 17. madde dikkate alınarak prim ekstreleri getirtilerek değerlendirme sonucu karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu” belirtilmiştir. Buna rağmen Mahkemece, davacının 4.10.2000 - 31.12.2000 ve 6.1.2005 - 30.4.2008 tarihleri arasında 3 yıl 6 ay 21 gün prim ödemesi olmadığı ve bu sürenin 5510 sayılı Kanunun geçici 17. maddesinde belirtilen 5 yıllık süreden az olduğu nazara alınarak işlem yapılması gerekirken, bozma ilamına aykırı olarak, tekrar bozulan Mahkeme Kararındaki gibi hüküm kurulmuştur.
Bozmaya uyulduğu halde, bozma gerekleri yerine getirilmemiştir. 9.5.1960 gün ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bozma kararına uyan mahkeme artık bozma kararı gereğince işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır.
Buna göre, bozmaya uyan Mahkeme tarafından bozmaya uygun şekilde, davacının "1479 Sayılı Kanun'un Ek 19. maddesi gereğince 1479 sayılı Kanun'a tabi hizmetlerin tescil tarihinden itibaren durdurulması" istemi ile ilgili red kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabul kararı vermesi hatalı olmuştur.
Öte yandan, davacının prim borçlarından dolayı 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının durdurulması için Mahkemece uygulanan 1479 sayılı Yasa’nın Ek 19. maddesi; 1.3.2006 tarihinde yürürlüğe girmiş ve 30.4.2008 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. 30.4.2008 tarihinde ise 5510 sayılı Kanunun geçici 17. maddesi yürürlüğe girmiştir. Buna göre, 1479 ve 2926 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılıklara ilişkin ödenmemiş prim borçlarının ödenmesi ve ödenmeyen prim borçlarından dolayı sigortalılığın durdurulma işlemlerinin 30.4.2008 tarihinden önce 1479 sayılı Kanunun Ek 19. maddesi, 30.4.2008 tarihinden sonra ise 5510 sayılı Kanunun geçici 17. maddesine göre yapılması gerekmektedir.
Ayrıca Mahkemece uygulanan 1479 sayılı Kanunun Ek 19. maddesine göre, “Bu Kanun ve 2926 sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere ilişkin prim borçlarının Kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödemesi bulunmayan sigortalının ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulur. Prim borcunun ait olduğu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı veya hak sahipleri daha sonra sigortalının en son bulunduğu basamağın başvuru tarihindeki değeri üzerinden hesaplanacak borç tutarlarını tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Bu madde kapsamına giren sigortalılar hakkında zamanaşımının kesilmesi ve zamanaşımının işlememesi ile ilgili olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6), (8) ve (10) numaralı bentleri hariç diğer hükümleri ile aynı Kanunun 104 üncü maddesi hükümleri uygulanır.”
Aynı konu ile ilgili olarak 5510 sayılı Yasanın geçici 17. maddesinde de eşdeğer bir düzenleme yapılarak,” Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.” hükmü getirilmiştir.
Her iki durumda da sigortalının yasanın getirdiği haktan yararlanabilmesi için öncelikle yasanın yürürlük tarihinde 5 yılı aşan pirim borcunun bulunması ikinci olarak ta bu borcun kurumca yapılacak bildirime rağmen ödenmemesi gerektiği ortadadır.
Somut olayda davacının 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olarak kabul edildiği 4.10.2000 - 31.12.2000 ve 6.1.2005 - 30.4.2008 tarihleri arasındaki sürenin 3 yıl 6 ay 21 gün olduğu, 5 yılın altında bulunmasına göre, 5510 sayılı Kanunun geçici 17. maddesinin getirdiği olanaktan yararlanmasının mümkün bulunmadığı ortadadır.
Buna göre, Mahkemece davacının "1479 sayılı Kanun'un Ek 19. maddesi gereğince 1479 sayılı Kanun'a tabi hizmetlerin tescil tarihinden itibaren durdurulması istemi" ile ilgili talebin reddine karar vermek gerekmektedir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yapılacak iş, uyulmasına karar verilen Dairemizin, 30.1.2012 tarih, 2011/17435 E., 2012/576 K. sayılı ilamı doğrultusunda karar vermekten ibarettir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 2.7.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.