MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 01/01/1986-01/07/2006 tarihleri arasında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine, 6111 sayılı kanundan yararlandırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava; davacının 1.1.1986 - 1.7.2006 tarihleri arasında 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunun ve 6111 sayılı Yasanın yapılandırma hükümlerinden faydalanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile; davacının 16.12.1986 - 1.7.2006 tarihleri arasında 2926 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespitine, prim borçları için 6111 sayılı Yasanın yapılandırma hükmünden yararlanma talebinin reddine karar verilmiş ise de, bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile yanlış değerlendirme sonucu gidilmiştir.
Gerçekten Tarım Bağ-Kur sigortası kapsamında kesintisiz tarımsal faaliyetin bulunduğunun anlaşıldığı hallerde, 1479 ve 506 sayılı Yasalar kapsamındaki kısa süreli çalışmaların 2926 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığı tümden sona erdirmeyeceği, 2926 sayılı Yasa’nın 36 ve 10. maddesindeki şartlarında gerçekleşmesi halinde 1479 ve 506 sayılı Yasalar kapsamındaki kısa süreli çalışmalar dışında kalan süreler bakımından tarım Bağ-Kur sigortalısı olunduğunun kabulünün gerekeceği, 1479 ve 506 sayılı Yasalar kapsamındaki çalışmaların uzun süreli olduğu hallerde ise, tarımsal faaliyeti kesintiye uğratan esnaf Bağ-Kur veya SSK’lı çalışmanın sona ermesinden sonra, 2926 sayılı Yasa kapsamında sigortalılığın yeniden başlatılabilmesi için, doğrudan prim yatırılması veya aynı Yasanın 36. maddesine göre ürün bedelinden tevkifat yapılması yoluyla yeniden kayıt ve tescil yolundaki iradenin ortaya konulması gerektiği Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir.
Öte yandan 1.4.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı Kanunun 24. maddesi ilk halinde sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunun da arandığı, bu kuruluşlara kayıt tarihinin sigortalılığın başlangıcı yönünden yasal karine kabul edildiği, 4.5.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanuna göre Bağ-Kur’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunun kaldırıldığı, sadece Kanunun temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşması için yeterli görüldüğü, 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanunun bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngördüğü, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul ettiği, nihayet 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Kanuna göre, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağı belirtilmiştir.
30.4.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 73. maddesi ile eklenen 5510 sayılı Kanunun geçici.17 maddesinde; “Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı Kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulacağı, prim borcuna ilişkin sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirilmeyeceği ve bu sürelere ilişkin Kurum alacaklarının takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmeyeceği” belirtilmiştir.
6111 sayılı Yasa 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6111 sayılı Yasadan yararlanmak için son başvurunun 31.05.2011 tarihine kadar yapılması gerekmektedir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 16.12.1986 - 25.2.1991 tarihleri arasında vergi kaydının olduğu, bu vergi kaydından dolayı Kurumca 16.12.1986 – 25.2.1991 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalı olarak kabul edildiği, davacının 20.3.1985 tarihli giriş bildirgesi uyarınca 1.1.1985 tarihinde 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak tescil edildiği, davacının vergi kaydına bağlı olarak 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığının başlamasından bir gün önce 15.12.1986 tarihinde 1.1.1985 tarihinde başlayan 2926 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığın sona erdirildiği, davacının 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının sona ermesinden sonraki 11.12.2007 tarihli dilekçesi üzerine 2926 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının 1.7.2006 tarihi itibari ile tekrar başlatıldığı ve 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığının başlamasından bir gün önce 11.1.2012 tarihinde sona erdirildiği, davacının tarım Bağ-Kur sigortalılığından dolayı 27.6.2006 - 4.9.2009 tarihleri arasında düzenli olarak prim ödediği, 27.7.2001 tarihinden itibaren ziraat odası kaydının olduğu, tapulu tarım arazilerinin bulunduğu, 6111 sayılı Kanundan yararlanmak için 2.5.2011 tarihinde Kuruma müracaat ettiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda; davacının, 16.12.1986 - 25.2.1991 tarihleri arasındaki vergi kaydından dolayı kabul edilen 1479 sayılı Kanun kapsamındaki Bağ-Kur sigortalılığının 4 yıl 2 ay 9 gün olduğu, bu sigortalılığının sona ermesinden sonra tarım bağ-kur sigortalısı olma iradesini ortaya koyacak ilk prim ödemesinin 27.6.2006 tarihinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Davacının 16.12.1986 - 25.2.1991 tarihleri arasındaki vergi kaydından dolayı, 16.12.1986 - 25.2.1991 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalı olarak kabulüne dair Kurum işlemi, 22.3.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Kanun ile değişik 1479 sayılı Kanunun 24. maddesine uyarınca yerindedir. Davacının 1479 sayılı Kanun kapsamındaki toplam 4 yıl 2 ay 9 gün sigortalılığa ilişkin prim borcunun ödenmediği anlaşılmış ise de; 30.4.2008 tarihi itibari ile primi ödenmeyen sürenin 5 yılın altında olması nedeniyle davacının 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığının 5510 sayılı Kanunun geçici 17. maddesi uyarınca durdurulması da mümkün değildir.
Hal böyle olunca; davacının 16.12.1986 - 25.2.1991 tarihleri arasındaki 1479 sayılı Kanun kapsamındaki uzun süreli sigortalılığının sona ermesinden sonra Tarım Bağ-Kur’lu olma iradesini ortaya koyacak şekilde tekrar prim ödemesinin 27.6.2006 tarihi olması karşısında, davacının tarım Bağ-Kur sigortalılığının tekrar 1.7.2006 tarihinde başlatılmasına dair Kurum işlemi yerindedir.
Davacının 6111 sayılı Yasadan yararlanmak için 2.5.2011 tarihinde başvurusu karşısında, bu başvurunun zamanında olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu açıklamalara göre; davacının 16.12.1986 - 1.7.2006 tarihleri arasında 2926 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespiti ile prim borçlarından dolayı 6111 sayılı Yasanın yapılandırma hükümlerinden yararlanma talebinin reddine dair mahkeme kararı isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş, davacının 16.12.1986 - 1.7.2006 tarihleri arasında 2926 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespiti talebi ile ilgili olarak davanın reddine, davacının ödenmemiş prim borçlarından dolayı 6111 sayılı Yasanın yapılandırma hükümlerinden yararlanma talebinin kabulüne karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden taraflardan davacıya iadesine 02/07/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy