MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 03/12/1985-29/03/2009 tarihleri arasındaki 1479 sayılı Yasaya tabi Bağ-Kur sigortalısı olduğunun ve emekliliğe hak kazandığının tespitine, Kuruma prim borcu bulunmadığına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere, temyiz edenin sıfatına ve temyiz nedenlerine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı ..., 03.12.1985 tarihinden itibaren ... Şoförler ve Otomobilciler Odası kaydına istinaden 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak tescilinin yapıldığını, 07.06.1992-18.04.1999 tarihleri arasında Belediye Başkanlığı yaptığını, 18.04.1999-27.03.2004 tarihleri arasında şoförlük faaliyetine devam ettiğini, 27.03.2004-29.03.2009 tarihleri arasında Belediye Başkanlığı yaptığını, 26.03.2009 tarihinde Emekli Sandığına yaptığı emeklilik başvurusunun prim borcu bulunduğu gerekçesiyle reddedildiğini ancak davacının prim borcu bulunmadığını belirterek "davacının 03.12.1985-29.03.2009 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığı nedeniyle Kuruma prim borcu bulunmadığının ve 29.03.2009 tarihi itibariyle 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığına hak kazandığının tespitini" talep etmiştir.
Mahkemece, davacının 03.12.1985-15.08.2005 tarihleri arasındaki sigortalılık süresine ilişkin prim borcu bulunması nedeniyle 5434 sayılı Kanun ile ilgilendirilmediği anlaşılmakla emekli aylığına hak kazandığının tespitine dair talebinin reddine, Kurumun 03.12.1985-15.05.2005 tarihleri arasında davacıyı 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı kabul etmesi nedeniyle bu döneme ilişkin talebin hukuki yarar yokluğundan reddine, 01.01.2005-14.04.2009 tarihleri arasında 5510 sayılı Kanun'un 4/2-c bendi gereğince prim borcunun ödenmesi halinde ilgilendirme-ilişkilendirme işleminin yapılacağı anlaşıldığından bu döneme yönelik talebin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki birinci uyuşmazlık, görevli yargı yolunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı HMK'nın 114/1-b maddesine göre "yargı yolunun caiz olması" dava şartı olup mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiş olup Yasa'nın 101.maddesine göre bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür.
5510 sayılı Yasa'nın "5434 sayılı Kanuna İlişkin Geçiş Hükümleri" başlıklı Geçici 4.maddesinin 4.fıkrasına göre "Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır."
5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla iptal isteminin reddine karar vermiştir. Anayasa'nın 153/son maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. Anayasa Mahkemesi kararları ile ilgili doktrindeki ağırlıklı görüş; Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçesinin de bağlayıcı olduğu yönündedir.
17.4.2008 günlü 5754 sayılı “Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile Anayasa Mahkemesi’nin 15.12.2006 günlü, E.2006/111, K.2006/112 sayılı iptal kararı doğrultusunda 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanun’a eklenen Geçici 1 inci ve Geçici 4 üncü maddelerle 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tâbi olacaklar ve bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanun’un 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tâbi sigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak; ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır.
5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumaya devam edeceğinden bunlara ilişkin ihtilaflarda idari yargının görevli olmaya devam edecektir.
Öte yandan Uyuşmazlık Mahkemesinin 4.9.2012 tarihli 2012/64-83 Esas ve Karar sayılı kararında 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam edeceği, dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında bulunan, emekli kamu personeli olan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünün idari yargı yerinde görüleceği, 5510 sayılı bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esasların uygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği sonucuna varılmıştır.
Somut olayda uyuşmazlığın, davacının 29.03.2009 tarihi itibariyle 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkin olduğu, Kurumun ilgilendirme-ilişkilendirme işleminin yerindeliğinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği ve 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre çözülmesi gerektiği anlaşılmakla, uyuşmazlığın bu kısmının çözümünün idari yargının görev alanına girdiği gözetilerek bu istemin eldeki davadan tefriki ile 6100 sayılı HMK'nın 114/1-b maddesine göre dava şartı olan "yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
3-İkinci uyuşmazlık ise davacının hangi dönemde Bağ-Kur sigortalısı kabul edileceği ve bu dönem yönünden Kuruma prim borcu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacı 03.12.1985-29.03.2009 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalığı nedeniyle Kuruma prim borcu bulunmadığının tespitini talep etmektedir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, 26.10.1960 doğumlu davacı ...'un 03.12.1985-18.10.1995 ve 29.11.1999-05.08.2005 tarihleri arasında ... Şoförler ve Otomobilciler Odası, 03.12.1985-15.08.2005 tarihleri arasında ... Esnaf ve Sanatkarlar Sicil ve 29.03.1982-31.12.1983 tarihleri arasında vergi kaydının bulunduğu, 07.06.1992-18.04.1999 ve 27.03.2004-29.03.2009 tarihleri arasında ... Belediye Başkanlığı yaptığı, 03.12.1985 tarihinde Oda kaydına istinaden (şoför) 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı tescilinin yapıldığı, Kurumun davacıya 03.12.1985-15.08.2005 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı kabul ettiği, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 28.04.2006 tarihli yazısına göre davacının 03.12.1985 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında
sigortalı olması nedeniyle Emekli Sandığı ile ilgilendirilmesinin mümkün olmadığı ve bu nedenle 5434 sayılı Kanun kapsamında hizmetinin bulunmadığının ve mesleki faaliyetinin sona ermesi halinde takip eden aybaşından itibaren 5434 sayılı Kanun ile ilgilendirilmesinin mümkün olduğunun bildirildiği, 12.05.2006 tarihli başvurusuna istinaden prim borçlarının 5458 sayılı Kanun kapsamında yapılandırıldığı ve sigortalının bu döneme ait borcunu ödediğini iddia ettiği anlaşılmaktadır.
01.03.1971 tarih ve 1377 sayılı Kanun'un 1.maddesi ile 5434 sayılı T. C. Emekli Sandığı Kanununun 12 nci maddesinin II işaretli fıkrasına bir (n) bendi eklenmiştir. Buna göre "n) Emekliliğe tabi görevlerde bulunmadan illerin daimî komisyon üyeliğine seçilenlerle, emeklilikle veya Sosyal Sigortalarla ilgilenmeden belediye başkanlığına veya T. B. M. M. üyeliğine seçilenler, seçimlerden itibaren 6 ay içinde yazı ile Sandığa müracaat ederek emeklilikle ilgilenmelerini istedikleri ve emekli keseneklerini ödedikleri takdirde, kesenek karşılıkları da ilgili kurumlardan alınmak suretiyle," iştirakçi kabul edilirler.
24.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5272 sayılı Kanun'un 85.maddesi ile 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun değişik 12 nci maddesinin (II) işaretli fıkrasının (n) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"n) Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi görevlerde bulunmadan veya bu kuruluşlara tabi olarak çalışmakta iken illerin daimi komisyon üyeliğine veya belediye başkanlığına seçilen ve atananlar ile Sandıktan veya diğer sosyal güvenlik kuruluşlarından emekli, yaşlılık veya malullük aylığı almakta iken belediye başkanlığına seçilen ve atananlar, istekleri üzerine istek dilekçelerinin Sandık kayıtlarına geçtiği tarihi takip eden ay başından itibaren emekli kesenekleri kendilerince, karşılıkları kurumlarca ödenmek ve emekli aylıkları Sandıkla ilgilendirildikleri tarihten itibaren kesilmek suretiyle," iştirakçi kabul edilirler.
5272 sayılı "Belediye Kanunu" 13/04/2005 tarih ve 25785 S.R.G. de yayımlanan 2004/118 E, 2005/8 K. ve 18.01.2005 tarihli Anayasa mahkemesi kararıyla şekil yönünden Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Aynı kararda iptal kararının resmi gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
5434 sayılı Kanun'un 12/II.fıkrasının (n) bendi 03.07.2005 gün ve 5393 sayılı Kanun ile değişikliğe uğrayarak " n) Sosyal güvenlik kuruluşlarına tâbi görevlerde bulunmadan veya bu kuruluşlara tâbi olarak çalışmakta iken illerin daimi komisyon üyeliğine veya belediye başkanlığına seçilen ve atananlar ile Sandıktan veya diğer sosyal güvenlik kuruluşlarından emekli, yaşlılık veya malûllük aylığı almakta iken belediye başkanlığına seçilen ve atananlar, istekleri üzerine istek dilekçelerinin Sandık kayıtlarına geçtiği tarihi takip eden ay başından itibaren emekli kesenekleri kendilerince, karşılıkları kurumlarca ödenmek ve emekli aylıkları Sandıkla ilgilendirildikleri tarihten itibaren kesilmek suretiyle," iştirakçi kabul edilirler.
Öte yandan 1580 SK Belediye Kanunu'nun Ek Madde 7 ' ye göre "Memur iken veya evvelce memuriyette bulunmuş olanlardan belediye başkanlığına seçilenlerin, belediye başkanlığında geçen hizmet süreleri (Her türlü özlük ve emeklilik haklarının hesabında nazarı itibare alınmak suretiyle) memuriyette geçmiş sayılır.
Emekli iken belediye başkanlığına seçilenlerin emekli maaşları kesilmez.
Sigortalı işçi iken belediye başkanlığına seçilenler sigorta prim ve aidatlarını ödediklerinde sigortalı olmaktan doğan bütün hakları devam eder."
Somut olayda, Kurum davacıyı 03.12.1985- 15.08.2005 tarihleri arasında kesintisiz Bağ-Kur sigortalısı kabul etmekte ve prim borcu çıkarmaktadır. Davacı 03.12.1985-15.08.2005 tarihleri arasında Oda ve Sicil kaydına istinaden 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalıdır. Kurumun davacıyı bu tarihler arasında sigortalı kabul eden işlemi ilke olarak doğrudur.
Davacının 07.06.1992-18.04.1999 ve 27.03.2004-29.03.2009 tarihleri arasında ... Belediye Başkanlığı yaptığı, 07.06.1992 tarihinde daha önceden gelen Bağ-Kur sigortalısı olduğu, ... Belediye Başkanlığının 16.03.1993 tarihli yazısı ile 02.11.1992 tarihinde atanmış bulunan belediye personelinin (davacı da dahil) Emekli Sandığı sicil numarasının bildirilmesinin istendiği, Emekli Sandığının 30.04.1995 tarihli yazısı ile Belediye Başkanı ...'un emeklilik sicil numarasının bildirildiği, 1992 Kasım ayından itibaren emekli kesenek icmal bordrosu düzenlendiği, ilk emeklilik kesenek tarihinin 02.11.1992 olduğu, 15.04.1999 tarihine kadar kesenek ödendiği, 1992/Kasım ve 1999/Nisan ayları ile 2004/Nisan ve 2009/Mart dönemi kesenek ve karşılıklarının Kuruma ödendiği, 23.07.1992 tarihli (Temmuz/1992) emekli kesenek ve karşılık banka makbuzunun bulunduğu, buna göre 15.11.1992-15.04.1999 ve 15.04.2004-14.04.2009 tarihleri arasında iştirakçi kabul edilerek kesenek ve karşılıklarının ödendiği, Emekli Sandığının 28.04.2006 tarihli yazısında 03.12.1985 tarihinden itibaren Bağ-Kur'lu olması nedeniyle ilgilendirilmesinin mümkün olmadığının bildirildiği, davacının 28.04.2008 tarihinde askerlik borçlanması için Emekli Sandığına başvurduğu, davacının 26.03.2009 tarihli yazı ile Emekli Sandığından emekli olma talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
1479 sayılı Kanun'un 25/d bendine göre sigortalıların "Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına tabi olarak çalışmaya başlayanların, emekli keseneği kesilmeye başladığı" tarihten bir gün önce sigortalılık sona erer ise de bu dönemde çakışan sigortalılık bulunduğundan, önceden başlayan ve kesintisiz devam eden Bağ-Kur sigortalılığına üstünlük tanınmalıdır. Bu nedenledir ki davacının 1992 Kasım ayından itibaren iştirakçi sıfatıyla emekli keseneklerinin Kuruma ödenmiş olması davacının bu dönemde Bağ-Kur'lu kabulüne engel değildir.
Yukarıda yer alan 01.03.1971 tarih ve 1377 sayılı Kanun'un 1.maddesi ile değişik 5434 sayılı T. C. Emekli Sandığı Kanununun 12 nci maddesinin II işaretli fıkrasının (n) bendine göre davacının belediye başkanı seçilmeden önce emekliliğe tabi bir görevde (Bağ-Kur'lu) olması nedeniyle 5272 sayılı Kanun değişikliğine kadar Emekli Sandığı ile ilgilendirilmesi mümkün değildir.
24.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5272 sayılı Kanun'un 85.maddesi ile 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun değişik 12 nci maddesinin (II) işaretli fıkrasının (n) bendi yukarıdaki biçimde değiştirilmiştir. Buna göre; sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi görevlerde bulunmadan veya bu kuruluşlara tabi olarak çalışmakta iken belediye başkanlığına seçilenler istekleri üzerine istek dilekçelerinin Sandık kayıtlarına geçtiği tarihi takip eden ay başından itibaren emekli kesenekleri kendilerince, karşılıkları kurumlarca ödenmek suretiyle iştirakçi kabul edilirler. Somut olayda davacının Kurumla ilgilendirilmesine dair dilekçesi bulunmamakta ise de davacı adına 1992/Kasım ayından itibaren kesenek ve karşılık ödenmesi, davacının Emekli Sandığı ile ilgilendirme talebini ortaya koymaktadır geçer. Davacının 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçi olma iradesi açık olduğundan şekli nitelikteki dilekçe koşulunun bulunmaması somut olay
yönünden sonuca etkili değildir. Bu nedenlerle davacının 5272 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 24.12.2004 tarihini takep eden aybaşı olan 01.01.2005 tarihinden itibaren Emekli Sandığı iştirakçisi, 03.12.1985-31.12.2004 tarihleri arasında ise Bağ-Kur sigortalısı kabul edilmesi gerekir. Davacının 01.01.2005 tarihinden sonra ödediği Bağ-Kur primi var ise önceki dönem borcuna mahsubu gerekir.
Davacı 12.05.2006 tarihli başvurusuna istinaden prim borçlarının 5458 sayılı Kanun kapsamında yapılandırıldığını ve yapılandırma borcunu ödediğini iddia ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece bu yönde sağlıklı bir araştırma yapılmamıştır.
Yapılacak iş, davacının 03.12.1985-31.12.2004 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı kabul edilerek bu tarihler arasındaki prim borcunu ödeyip edemediğini ve 12.05.2006 tarihli başvurusuna istinaden prim borçlarının 5458 sayılı Kanun kapsamında yapılandırıp yapılandırmadığını, 01.01.2005 tarihinden sonra ödenen yapılandırma dışında cari prim ödemesi var ise bu da gözetilerek davacının bu tarihler arasında prim borcu olup olmadığını sormak, 1479 sayılı Kanun'un Ek 19.madde koşullarını irdelemek, ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine
12.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy