MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 506 sayılı yasa uyarınca emekliliğe hak kazandığının tespitiyle bağ-kur pirim borçlarının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının 506 sayılı Yasaya tabi çalışmaları ile çakışan 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılık sürelerini iptali ile sadece SSK prim ödeme gün sayısı ve askerlik borçlanması dikkate alınarak 12.1.2010 tarihi takip eden ay başından itibaren yaşlılılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de eksik araştırmaya dayalı olarak varılan sonuç doğru değildir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 506 sayılı Yasa kapsamında 19.3.1986-29.2.1988,12.8.1988-11.4.1989,13.4.1989-18.6.1990,15.10.1990-31.10.1990,19.10.1992-29.12.1990,3.6.1994-30.9.1998 ,1.10.1998-12.10.2000, 16.8.2001-30.8.2001, 1.2.2009-12.1.2010 tarihleri arasında zorunlu sigortalılığının bulunduğu, 1479 sayılı Yasa kapsamında 15.5.1982-23.2.1984 ve 9.5.2003-31.12.2009 tarihleri arasında sigortalılığının bulunduğu, 15.5.1982-23.2.1884 tarihleri arasında spor malzemeleri satışı ,9.5.2003-31.12.2009 tarihleri arasında telefon ve hediyelik eşya satışı nedeniyle vergi kaydının bulunduğu, 1479 sayılı Yasa kapsamında ilk kez 15.5.1982 tarihinde sigortalı tescilinin yapıldığı anlaşılmaktadır.Davacı dava dilekçesinde sadece SSK prim ödeme gün sayısı ve 540 günlük askerlik borçlanması ile birlikte yaşlılık aylığına hak kazandığını 12.1.2010 tarihli yaşlılık aylığı talebinin Kurum tarafından 2829 sayılı Yasa uyarınca Kuruma başvuru tarihinden geriye doğru 7 yıl içerisinde esnaf Bağ-kur sigortalılığına tabi sigortalılık sürelerinin daha fazla olduğu gerekçesiyle yaşlılık aylığının 1479 sayılı yasa uyarınca bağlanabileceğini ve Bağ-Kura olan prim borçları dolayısıyla talebinin reddedildiğini oysa 2829 sayılı yasa uygulamasının zorunlu olmayıp müstakilen 506 sayılı
yasa kapsamında yaşlılık aylığından yararlanma koşullarını taşıdığını ayrıca 5510 sayılı Yasanın 17.maddesine göre 60 aydan fazla süre ile prim borcu bulunması nedeniyle esnaf Bağ-Kur sigortalılığının iptaline karar verilmesini istemektedir.Davacının 12.1.2010 tarihinde yaşlılık aylığı talebinde bulunması üzerine yapılan incelemede 9.5.2003 tarihinden itibaren vergi kaydı bulunduğunun anlaşılması üzerine 9.5.2003-31.12.2009 tarihleri arasında Bağ-Kur'lu kabul edilerek 12.1.2010 tarihi itibariyle hesaplanan prim borcunun davacıdan istendiği anlaşılmaktadır.
Davacının 1.2.2009 tarihinde başlayan SSK sigortalılığının geçerliliğini tespitini istediği dönemle çakışan ve 9.5.2003-31.12.2009 tarihinden beri devam eden vergi kaydı nedeniyle 1.2.2009-31.12.2009 tarihleri arasında Bağ-Kur zorunlu sigortalılığı bulunmaktadır. Bu durumda yapılacak iş, "çalışan sigortalılık durumunda" hangi kurumdaki çalışmanın esas almayacağını saptamaktır.
"Çakışan sigortalılık sorununu" gerek 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve gerekse 1479 Sayılı Bağ-kur Kanunu birbirlerine paralel düzenlemeler ile bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp sigortalının önceden başlayıp devam ede gelen sigortalılığına geçerlik tanıyarak çözüme ulaştırmaya çalışmışlardır. Yasa sistemimize göre bir kimsenin Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamına girebilmesi için hizmet akdine tabi bir işte çalışması yanında başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması gerekir. Anılan yasanın 3. maddesinin I. ( F ) bendinde "Kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların" ( K ) bendinde ise. "Herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların" sigortalı sayılmayacağı" belirtilmiştir. Aynı şekilde 1479 Sayılı Bağ-Kur Kanunu'nun 24. maddesinin I. ve II. Fıkralarında da bir kimsenin Bağ-Kur kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında. başkaca sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması koşulu getirilmiştir. Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün olmayıp, önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığa geçerlik tanınmaktadır ( 03.10.2001 gün ve E: 2001/21-627, K: 2001/659 Sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı).
Somut olayda, 1479 sayılı Yasa kapsamında 2.dönem sigortalılığının vergi kaydından dolayı 9.5.2003 tarihinde başlatıldığından davacının SSK sigortalılığının başladığı 1.2.2009 -31.12.2009 tarihleri arasında önceden başlayan ve kesintisiz devam eden Bağ-Kur sigortalılığına üstünlük tanınması gerektiğinden davacının 1.2.2009-31.12.2009 tarihleri arasındaki SSK sigortalılığına geçerlilik tanınamayacağı, Kurumun bu dönem itibariyle davacıyı 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı kabul etmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı açıktır.Öte yandan 1479 sayılı Yasa kapsamında 4.5.1990 tarihinde ödediği 144.16 TL lik primin 15.8.1982-31.1.1984 tarihleri arasındaki sigortalılık sürelerine karşılık geldiği 9.5.2003-31.12.2009 tarihleri arasındaki sigortalılık sürelerine ilişkin 28.640.59 TL lik prim borcunun bulunduğu anlaşılmaktadır.
17.04.2008 gün ve 5754 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 73. maddesi ile eklenen 5510 sayılı Yasa'nın geçici 17. maddesinde de, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı Yasalara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığının durdurulacağı, prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilemeyeceği ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyeceği, Kurum alacakları arasında yer verilmeyeceği, ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80. maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirileceği düzenlenmiştir.
14.01.2009 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa Gereğince Kendi Adına Ve Hesabına Bağımsız Çalışanlardan 5 Yılı Aşan Süreye İlişkin Prim Borcu Bulunanlar İçin Yapılacak İşlemler Hakkında Tebliğin "Kapsamda bulunan sigortalılar" başlıklı (A) maddesinin 1. bendine göre, 02.09.1971 tarihli, 1479 sayılı ve 17.10.1983 tarihli, 2926 sayılı Kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde 30.04.2008 tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalılarla bunların hak sahipleri söz konusu Geçici 17. madde hükümlerinden yararlanabilirler.
Somut olayda davacının 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılığının başladığı 9.5.2003 tarihi ile 30.4.2008 tarihleri arasındaki prim borcu 5 yılın altına düştüğünden davacı 5510 sayılı Yasanın geçici 17.madde hükmünden de yararlanamamaktadır.Bu durumda davacının 1.2.2009-31.12.2009 tarihleri arasındaki SSK ‘ya tabi sigortalılık süreleri zorunlu 1479 sayılı yasaya tabi sigortalılık süreleri ile çakışma nedeniyle iptal edildiğinde 3973 güne düşmekte olup borçlanılan askerlik süresinin ilavesi ile birlikte bu süre 4513 güne ulaşmaktadır.Davacının SSK’na bağlı çalışmaları devam ederken 3.6.1999 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu %36.2 oranında maluliyete uğraması nedeniyle bu oran üzerinden maluliyet aylığı bağlandığı anlaşılmaktadır.
Davacının 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 31.maddesine göre vergi indiriminden yararlanması hususuna gelince; davacıya 6.3.1999 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu 12.10.2009 tarihinden itibaren sürekli iş göremezlik geliri bağlandığı ancak bu maluliyetinden dolayı 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 31.maddesine göre sakatlar için uygulanan sakatlık yardımından faydalandırıldığına ilişken dosyada kayıt ve belgeye rastlanmadığı anlaşılmaktadır.
"Sakatlık İndiriminden Yararlanacak Hizmet Erbabının Sakatlık Derecelerinin Tesbit Şekli ile Uygulanması Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre sakatlık indiriminden yararlanacak kişilerin çalışma gücü kaybını belirleme görevi TC Maliye Bakanlığı Merkez Sağlık Kurulu'na ait olup mahkemenin davacıya 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 31.maddesine göre çalışma gücünün kaybıyla ilgili olarak Maliye Bakanlığı'na başvurmak ve yapılacak işlemin sonucuna göre idari yargıda iptal davası açmak üzere önel vermesi, iptal davası açıldığı takdirde bu davayı bekletici mesele yaparak sonucuna göre davacının sakatlık indiriminden faydalanıp faydalanamayacağı, faydalanacak ise sakatlık derecesine göre mülga 506 sayılı Yasanın 60/C-b bendine göre müstakilen SSK ‘na bağlı sigortalılık süreleri ve askerlik borçlanmasına göre yaşlılık aylığından yararlanıp yararlanamayacağına karar verilmesi gerekirken eksik araştırmayla davanın yazılı şekilde kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine 20.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy