MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01/07/1995-15/11/1996 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı ,murisi oğlunun davalıya ait işyerinde 1.7.1995-15.11.1996 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen hizmet sürelerini tespiti ile ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece hizmet süresi yönünden davanın kabulü ile işçilik alacakları yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş verilen karar Dairemizin 29.11.2012 tarihli kararı ile hizmet tespiti ve işçilik alacaklarına ilişkin davaların tefriki gerekçesiyle bozulmuş mahkemece bozmaya uyalarak yeniden yapılan yargılama sonucunda hizmet tespiti yönünden davanın kabulü ile davacı murisi ... ’ın davalıya ait işyerinde 1.7.1995-15.11.1996 tarihleri arasında 1yıl 4 ay 14 gün süreyle çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/10. ve 5510 sayılı Yasanın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasa'da yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.
İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun'un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işyerince davacının murisi ... adına düzenlenmiş işe giriş bildirgesi bulunmadığı,murisin çalışmaları ile ilgili herhangi bir bildirim yapılmadığı ,ancak Sigorta Teftiş Kurulu Başkanlığının 29.3.2006 tarih ve 601 sayılı soruşturma raporu ile davacı murisi ...’ın davalıya ait işyerinde hizmet sözleşmesine dayalı olarak çalıştığı sırada 15.11.1996 tarihinde gerçekleşen iş kazasında öldüğü, ölümün 506 sayılı Yasanı 11.maddesi uyarınca iş kazası olduğu kazalının kaza günü olan 15.11.1996 tarihi itibariyle çalıştığını anlaşılması nedeniyle bu tarih itibariyle tescilinin yapılarak işe giriş bildirgesinin ve primlerinin düzenlenmesinin istendiği bu rapor esas alınarak murisin davalıya ait iş yerinde 15.11.1996 tarihinde işe girdiğine ilişkin bildirgenin resen düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden sözedilemeyeceği açıktır.Ancak müfettiş raporu 5 yıllık hak düşürücü sürenin gerçekleşmesinden uzun süre sonra 2006 yılında geriye doğru düzenlenmiştir.Müfettiş raporu 5 yıllık hak düşürücü süre içinde düzenlenmemiştir.Bu nedenle bu belge hak düşürücü süreyi kesen belge niteliği taşımaz.Davanın açılış tarihi itibariyle hak düşürücü süreninin gerçekleştiği açık olup davanın hak düşürücü süre yönünden reddi yerine yazılı gerekçelerle kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,20/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.