MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Davacılar, Kurum tarafından başlatılan takip ve icra işlemlerinin iptaline, tedbir süresince başlatılan takiplerin durdurulmasına, araçlar üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacılardan Limited Şirket'in tüm temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacılardan ... ve ...'ın temyiz istemine gelince;
Dava, davacının icra takiplerinin iptali ile haczin kaldırılması istemine ilişkindir.
Mahkemece, süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasa'nın 88.maddesi, ve 6183 sayılı Yasa'nın 35. ve 58. maddeleri ile İİK'nun 72. maddesidir. 5510 sayılı Yasa'nın 88. maddesinde “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise Kamu idarelerini tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliğe haiz diğer işverenlerin şirket Yönetim Kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur” hükmü yer almaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 6183 sayılı Kanun'un 58. maddesinde ödeme emrine karşı dava açma süresi 7 gün ile sınırlandırmıştır. İtiraz davası için öngörülen 7 günlük sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.4.2001 gün ve 2002/21-201-297 ve 24.3.2004 gün ve 2004/10164-170 sayılı Kararları). Hak düşürücü süre, niteliği itibariyle bir itiraz olup sonuçlarını kendiliğinden meydana getirir, resen gözönünde tutulmalıdır.
Ödeme emrinin iptali istemine ilşkin olarak anılan maddeye dayalı olarak açılacak dava “menfi tespit” niteliğinde olup,”böyle bir borcu olmadığı” veya “kısmen ödendiği” veya “zamanaşımına uğradığı” iddiaları dışında başka bir itiraz nedeni ileri sürülemeyecektir.
Kamu alacağına ilişkin olarak anılan madde kapsamında öngörülen menfi tespit davası dışında, yeni ve ayrı bir menfi tespit davası açılmasına anılan kanun hükümleri cevaz vermemektedir. Zira, tahsil edilmesi istenen alacak, kamu alacağı niteliğinde imtiyazlı olup sürüncemede kalması önlenerek, hızla tahsili sağlanmak istenmektedir. 6183 sayılı Kanunda, İcra ve İflas Kanununun 72. maddesine koşut bir hükme yer verilmemiş bulunması karşısında, Yasada öngörülen 7 günlük itiraz süresini geçiren kamu alacağı borçlusu, aynı konuda yeni bir menfi tespit, istirdat davası açamayacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 gün ve 2006/21-198 Esas, 249 Karar sayılı Kararı).
Ancak, 6183 sayılı Kanun'un 79/4. maddesi menfi tespit davası açılabileceğine izin vermiş olmakla birlikte bu yol, üçüncü kişiler bakımındandır. Bu olanak, kamu alacağı borçluları yönünden tanınmamıştır.( Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.10.2007 gün ve Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.) Herhangi bir nedenle itiraz süresininin geçirilmesi halinde üçüncü kişi, haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açmak ve haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibariyle amme borçlusuna borçlu olmadığını veya malın elinde bulunmadığını ispat etmek zorundadır. Menfi tespit davası açılması halinde Mahkemece bu 6183 sayılı Kanun'un 10. maddesinde sayılan türden teminat karşılığında takip işlemlerinin durdurulmasına karar verilebilir (m.79/4).
6183 sayılı Kanun ile menfi tespit davasına, “Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczini” düzenleyen 6183 sayılı Kanunun 5479 sayılı Kanun ile değişik 79. maddesinde üçüncü şahıslar yönünden yer verilmiş ise de, asıl borçlu yönünden yukarıda açıklanan mevzuat uyarınca ödeme emrinin iptali istemine ilişkin olarak açılacak davaların 7 günlük hak düşürücü süre içinde açılması gerekir ise de; 3. şahıslar yönünden dava açmanın aynı süre ile sınırlandırılması aksine bir kuralın gerek 6183 sayılı gerekse 506 sayılı Yasa'da yer almaması nedeniyle doğru değildir.
Öte yandan, 3. şahıslar yönünden dava açma süresinin 7 gün ile sınırlandırılması asıl borçlu olmayan, örneğin Kurumun asıl borçlusu olan şirketin yöneticisi olmadığı halde hakkında ödeme emri gönderilen 3. şahısların her nasılsa dava açma süresini geçirmesi durumunda, gerçekten sorumlu olmadıkları bir borcu ödemek zorunda kalmalarına neden olacak ağır sonuçların doğmasına yol açabilecektir.
Gerçekten, öğretide ve uygulamada oluşan görüşe göre, ödeme emrine itiraz edilmediği ve takibin kesinleşmesi giderek borcun ödenmesinden sonra borçlunun ödeme emrine konu borç yönünden yargı yoluna gidebilmesi başka bir anlatımla, bu yönde menfi tespit davası açabilmesi mümkündür. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı İİK'nun 72. maddesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19.11.1982 gün ve 1930/904 sayılı kararı da aynı yöndedir. Kaldı ki, Anayasa'nın hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36. maddesinde öngörülen ilke de gözönünde tutulduğunda, borçlunun, yargı mercileri önünde haklarını ileri sürmesi, aksine bir kuralın da gerek 6183 sayılı gerekse 506 sayılı Yasa'da yer almaması karşısında ilke olarak kabul edilmelidir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden; davalı Kurum'un davacılardan Limited Şirkete ait olan prim borçları ile ilgili takip başlattığı, hacze konu Kurum borçlarından dolayı sorumlu olmadıkları gerekçesiyle iptalini talep ettikleri ödeme emirlerinin davacılardan ...'a 17/07/2014 tarihinde, ...'a ise 18/07/2014 tarihinde tebliğ edildiği, eldeki davanın ise 18/11/2014 tarihinde açıldığı, davacılardan Betül ve Naile'nin davacılardan ortağı olmakla “prim borçlusu" olduğu kabul edilerek tebliğ tarihinden itibaren 7 günlük süre içerisinde ödeme emrinin iptali davasının açılmadığından Mahkemece yazılı şekilde sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacılardan ... ve ...'a ait araçlara haciz konulmasının dayanağı olan icra takibinin iptali talep edilmekle araç haczine ilişkin Kurum tarafından düzenlenen haciz bildirgesi ile hacze ilişkin trafik kayıt ve belgeleri getirtilmeden Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Yapılacak iş; davacılardan ... ve ...'a ait araçlara haciz konulmasının dayanağı olan icra takip dosyasının Kurum'un hangi alacaklarına ilişkin olduğunun sorulması, bu alacaklar için hazırlanan ödeme emirlerinin ve bu ödeme emirlerinin tebliğine ilişkin tebligat parçaları ile düzenlenen haciz bildirgelerinin getirtilmesi, hacze ilişkin trafik kayıt ve belgelerinin istenmesi ve toplanan tüm delillerle birlikte yukarıda bahsi geçen 506 ve 5510 sayılı Kanunlarda yer alan yasal düzenlemeler ışığında davacıların borçtan sorumlu olup olmadıklarının ve davacılar adına uygulanan haczin kaldırılıp kaldırılamayacağının değerlendirilmesi ile oluşacak sonuca göre Mahkemece bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın eksik araştırma ve inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacılardan ... ve ...'ın vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 10.11.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.