(1479 S. K. ek geçici m. 13) (743 S. K. m. 2)
Dava: Davacı, borçlanmasını geçersiz sayan Kurum işleminin iptaline ve borçlanmanın geçerli olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Bülent Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Dava, 1479 sayılı Kanuna 2654 sayılı Kanunla ilave edilen ek geçici 13. maddesi gereğince yapılan borçlanmanın geçerli sayılması ile Kurum sataşmasının giderilmesi istemine ilişkindir. Davacının ek geçici 13. maddeden yararlanmak için süresinde Kuruma başvurduğu, borçlanma istemi kabul edildiği ve borçlanma ile ilgili 50.000.TL hariç 19.768.TL primi süresinde ödediği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık borçlanma ile ilgili primlerin 2 yıllık süre içinde ödenmemesi halinde borçlanmanın geçerli sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Davacı adına çıkarılan 14.03.1983 gün 6915 sayılı borç yazısında 69.768.TL'nın (20.04.1982 - 20.04.1984) tarihleri arasında ödenmesinin istendiği, davacının 19.768.TL'nı süresinde ödediği, 50.000.TL'nın da ödendiğine ilişkin makbuzun da dosyada olduğu, dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Öte yandan, davalı Bağ-Kur'un Anayasadan kaynaklanan Sosyal Güvenlik ödevinin zorunlu sonucu olan uyarı görevini yapmadığı, başka bir anlatımla, borçlanma ile ilgili yazıda; borcunu iki yıllık süre içinde ödememesi durumunda yaptırımın ne olacağını bildirmemiştir. Hal böyle olunca, borçlanma ile ilgili primlerin süresinde ödenmediğinden bahisle borçlanma işleminin iptal edilmesi Medeni Kanunun 2. maddesinin öngördüğü evrensel nitelikteki afaki iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı açık seçiktir.
Bundan başka, yukarıda sözü geçen yasanın öngördüğü 2 yıllık sürenin başlangıcı da; Kurumun sigortalıya hak ve yükümlülüğünü bildiren yazıyı tebliğ ettiği tarihten başlayacağı da Yargıtayın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Oysa, 14.03.1983 gün 6915 sayılı yazının davacıya tebliğine ait tebellüğ mazbatası dosyada bulunmamaktadır. Bütün bunlardan başka, 14.03.1985 gün ve 3165 sayılı Kanunun 24. maddesi ile 1479 sayılı Kanuna eklenen Ek geçici 16. maddeye göre de ek geçici 13. maddede öngörülen sürelerin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlayacağı da açıktır.
Yapılacak iş, dosya arasında mevcut Türkiye Halk Bankası A. Şirketine ait 50.000.TL ödeme ile ilgili dekontun gerçekten ödenip, ödenmediği banka kayıtları üzerinde uzman bilirkişiler aracılığı ile araştırma yapılmak, ödemenin varlığı halinde süre koşulu aranmaksızın davayı kabul etmek, ödemenin mevcut olmadığının saptanması durumunda ödeme yapılan miktara isabet eden sürenin (Kısmı borçlanmanın) kabulüne karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 09.11.1995 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy