(506 S. K. m. 80, 140) (6183 S. K. m. 51)
Dava: Davacı, idari para cezası ve gecikme zammına ait takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, nitelikçe idari aşamada kesinleşen idari para cezasının gecikme zammı ile birlikte ödenmesi için 6183 sayılı Yasa uyarınca yapılan takibin iptali istemine ilişkindir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 140. maddesinin öngördüğü koşulları yerine getirmediğinden dolayı davacı aleyhine idari para cezası tahakkuk ettirildiği, idari para cezasının idari aşamada kesinleştiği, kesinleşen 24.480.000 TL'nın 31.5.1995 tarihinde kuruma ödendiği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık gecikme zammından, davacının sorumlu olup, olmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Sosyal Sigortalar Kanunu'nun bu davanın yasal dayanağını oluşturan 80/4. maddesinde; kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacakların tahsilinde, 21.7.1953 gün ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı, aynı maddenin 7 ve 8. fıkralarda, yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların tahsil ve takibini durdurmayacağı, alacakların ödenmeyen kısmı için gecikme zammının tahsil olunacağı hükmü öngörülmüştür. Öte yandan, 6183 sayılı Yasa'nın 51. maddesine göre, amme alacağının, ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitimi tarihinden itibaren gecikme zammı tatbik olunur. Somut olayda, idari para cezası dava açıldıktan sonra ve özellikle vadesi içinde ödenmediği vade bitim tarihinden sonra 31.5.1995 tarihinde ödendiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, gecikme zammı için yapılan takipte, davalı kurumun haklı olduğu, giderek davacının gecikme zammından sorumlu olduğu açık-seçiktir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 14.3.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy