(506 S. K. m. 26) (1086 S. K. m. 159, 163) (818 S. K. m. 41, 46)
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, nitelikçe Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle, bu tür uyuşmazlıklarda, öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olup olmadığı, sigortalının meslekte kazanma güç kayıp oranı ve bu orana göre, Kurum tarafından bağlanan peşin sermaye değerinin, hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin araştırılıp saptanması gerektiği söz götürmez. Oysa, mahkemece, açıklanan doğrultuda inceleme ve araştırma yapmaksızın ve özellikle, resen ve taraflarca yapılacak işlemler yönünden bir ayırıma gidilmeden kesin önele davacının uymadığından söz ederek, yargılamanın sonuçlandırıldığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Öte yandan, 03.10.1995 günlü oturumda verilen önelin de, kesin önel niteliğinde olduğu söylenemez. Zira, kesin önelden sözedilebilmesi için ara kararında taraflarca yapılması gereken işler ayrıntılı bir şekilde belirlendikten sonra, ara kararının yerine getirilmemesi durumunda ne gibi işlem yapılacağı da taraflara yöntemince duyurulması gerektiği de Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşleri gereğidir. Somut olayda, 03.10.1995 günlü oturumda verilen kesin önelin yukarıda açıklanan koşulları içermediği açık seçiktir.
Yapılacak iş, davanın niteliği gözönünde tutularak davacıya; olayın iş kazası sayılması ve meslekte kazanma güç kayıp oranının saptanması ve buna bağlı olarak Kurumdan gelir bağlanması için Sosyal Sigortalar Kurumu aleyhine dava açması için önel verilmek ve verilen önelin sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, karar bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.03.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy