(3201 S. K. m. 3/2)
Dava: Davacı, 2147 sayılı Yasaya göre borçlanmış olduğu yurt dışı çalışma sürelerinin yeniden 3201 sayılı Yasa gereği borçlanması gerektiğinin tespiti ile Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi S. Ş. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespiti edildi.
Karar: Dava, 3201 sayılı Yasanın geçici 3/2. maddenin öngördüğü koşullara sahip olduğunun, bu nedenle, aynı Yasanın 3/6. maddesinde belirtilen 2 yıllık süre koşulu aranmaksızın yurtdışında geçen sürelerin borçlanması gerektiğinin tespiti ile, Kurumun sataşmasının giderilmesi istemine ilişkindir. Davacının yurtdışında geçen hizmetlerini 2147 sayılı Yasa gereğince borçlanmak için süresinde Kuruma başvurduğu, başvurusunun kabul edildiği ve ödemesi gereken prim miktarının yöntemince tebliğ edildiği, buna rağmen davacının borçlanma miktarını Yasanın öngördüğü süre içinde ve sonrasında ödemediğinden borçlanma işleminin iptal edildiği, uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davacının geçici 3/2. maddenin öngördüğü koşullara sahip olup olmadığının, giderek 3201 sayılı Yasanın 3/6. maddeden yararlanması gerekip gerekmeyeceğinin saptanması noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 3201 sayılı Yasanın geçici 3/2. maddesinde, 30.5.1978 tarih ve 2147 sayılı Kanuna göre borçlanma işlemleri tamamlanmış olanlardan, aylık bağlanması talebinde bulunmayanlar veya aylık bağlanması talebinde bulunup da aylığa hak kazanamayanlar ile borçlanma işlemleri henüz tamamlanmamış olanlar, istekleri halinde bu Kanun hükümlerinden yararlanabilecekleri öngörülmüştür. Maddeden yararlanacak olanlar sırası ile; a) Borçlanma işlemleri tamamlanmış olanlardan, aylık bağlanması talebinde bulunmayanlar, b)aylık talebinde bulunup da aylığa hak kazanamayanlar c) borçlanma işlemleri henüz tamamlanmamış olanlardır.
Somut olayda, davacının 2147 sayılı Yasadan yararlanmak için, başka bir anlatımla, yurtdışında geçen hizmetlerini borçlanmak için Kuruma başvurduğu, başvurusunun kabul edildiği, borçlanma ile ilgili primlerini süresinde ve süresinden sonra ödemediğinden borçlanmasının iptal edildiği, dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davacının geçici 3/2. maddenin öngördüğü koşullara sahip olmadığı açık-seçiktir. Öte yandan, 3201 sayılı yurtdışında bulunan Türk Vatandaşlarının yurtdışında geçen sürelerinin sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilmesi hakkındaki Kanunun 3. maddesine göre; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yurda kesin dönüş yapanlar, kesin dönüş tarihinden itibaren; borçlanmayla ilgili yazılı isteklerini sosyal güvenlik kurumuna kesin dönüş tarihinden itibaren en geç 2 yıl içinde yapmaları gerekir. Bilindiği üzere, 3201 sayılı Yasa, 22.5.1985 tarihinde yürürlüğe girmiş yasada öngörülen 2 yıllık süre ise, 22.5.1987 tarihinde dolmuştur. Davacı ise, bu yasadan yararlanmak için iki yıllık sürenin dolmasından çok sonra 2.10.1995 tarihinde, Sosyal Sigortalar Kurumuna başvurduğuna göre; davacının 3201 sayılı Yasanın sağladığı olanaktan yararlanmasına yasaca ve hukukça olanak olmadığı ortadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.6.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy