(818 S. K. m. 47)
Dava: Davacılar, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, maddi tazminat talebinin reddine, 230.000.000 TL. manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi F. E.
tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, iş kazası nedeniyle davacının uğramış olduğu maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Zararlandırıcı sigorta olayı sonucu davacının 50 oranında sürekli işgöremezlik oranına maruz kaldığı, bu nedenle davacıya, eş ve çocuklarına manevi tazminata hükmedildiği, uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davacının cismani zarara uğraması halinde; eş ve çocuklarına da, manevi tazminata hükmedilip hükmedilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Bu yönüyle, davanın yasal dayanağı belirgin olarak Borçlar Kanununun 47. maddesidir. Anılan kanunun 47. maddesinde; aynen "Hakim, hususi halleri nazara alarak cismani zarara dücar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir" denilmiştir. Bu madde ile getirilen hukuki esaslara göre, cismani zarar halinde manevi tazminatı ancak doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan kimse isteyebilecektir. Başka bir anlatımla, kanun koyucunun, cismani zarar halinde, bu zarara uğrayanın manevi tazminat isteyebileceği yolunda getirdiği hükmün anlamına, cismani zarara uğrayanın dışında kalan kişilerin manevi tazminat isteyemeyecekleri hususunun dahil bulunduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, cismani zarar, vücut bütünlüğüne karşı ika edilen zararları ifade eden, vücut bütünlüğü denilince de ruhsal bütünlüğünde bu kavramın içerisinde olduğunun kabulü gerekir. Kuşkusuz, olay nedeniyle, doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan davacının, eş ve çocuklarının ruhsal sağlığı ağır şekilde bozularak şok geçirip tedavi olmak zorunda kalmaları durumunda illiyet bağı gerçekleşmiş sayılacağından Borçlar Kanununun 47. maddesine dayanarak manevi tazminat isteyebilecekleri söz götürmez. Somut olayda, eş ve çocuklar, davacının geçirdiği kaza dolayısıyla böyle bir zarara maruz kaldıklarını iddia ve ispat etmiş değildirler.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın, eş ve çocuklar için de manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 7.10.1997 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy