(1475 S. K. m. 73)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, 9.978.864.593.-TL maddi ve 15.000.000.-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi F. Ekizoğlu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Beden gücü kaybı nedeniyle istenilen maddi zararların saptanmasında, zararın vuku bulduğu olay tarihinden itibaren hesaplama yapılmalıdır. Davacının zararlandırıcı olaya maruz kaldığı tarih olay tarihi olduğuna ve bu tarihten itibaren zararın oluştuğuna göre maddi zarar hesabına ve faize maluliyet oranının saptanma tarihinin esas alınması usul ve yasaya aykırıdır.
3- Davacı olay tarihinden itibaren faize hükmedilmesini istemiş olmasına karşın nedenleri ve dayanakları gösterilmeden yazılı şekilde faize hükmedilmesi isabetli sayılamaz.
4- Zararlandırıcı olaya maruz kalan sigortalının olay günü, işyerinde çalışırken teröristlerin eylemi sonucu ölmüştür.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren işyerindeki işçilerinin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu konudaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanunun 73. maddesinin açık buyruğudur.
26.9.1994 günlü bilirkişi raporunda olayda işverenin % 80 oranında ve kazalının % 20 oranındaki kusurunun bulunduğu belirtilmiştir.
Oysa hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda, bilirkişiler İş Kanunun 73. maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle olayın oluş biçimine ve işyerinin PKK eyleminin yoğun şekilde bulunduğu bölgede bulunmasını nazara alarak, 2495 sayılı Yasanın ilgili maddelerini incelemek suretiyle işverenin işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere uyulup uyulmadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenerek kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmamıştır. Hal böyle olunca kusur raporunun İş Kanunun 73. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez. Öte yandan, olayın oluş biçimine ve niteliğine göre de bilirkişiler sıfatları itibariyle konuda uzman olmadıkları da ortadadır.
Mahkemece yapılacak iş, genel güvenlik uzmanı ve işçi sağlığı ve iş güvenliği dalında uzman bilirkişilerce konuyu yeniden yukarıda açıklandığı biçimde inceletmek ve özellikle işyerinin olağanüstü ve terörün yoğun bulunduğu bölgede faaliyette bulunduğu gözetilerek bu tür işyerlerinde alınması gerekli önlemleri belirleyen 2495 sayılı Kanun ve yönetmelikte göz önünde tutularak, kusurun aidiyeti ve oranlarını saptamaktan ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın inandırıcı güç ve nitelikte olmayan raporun hükme dayanak alınması suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine 20.01.1998 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy