(818 S. K. m. 43, 44, 45, 47)
Dava: Davacılar murisinin işkazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H. P. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Uyuşmazlık iş kazası sonucu ölen sigortalının haksahipleri olan davacıların SSK. tarafından karşılanmayan destekten yoksun kalma maddi tazminatı istemlerine ilişkindir. Kusurun aidiyeti ve oranıyla ölüm uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, tazminatın belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Tazminatın saptanmasında ise; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, işgörebilirlik çağı, işgörmezlik ve karşılık kusur oranları, destek görenlerin gelirden alacakları pay oranları, eşin evlenme olasılığı, Sosyal Sigortalar tarafından bağlanan peşin sermaye değeri gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Öte yandan tazminat miktarı; işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluştuğu yönü ise söz götürmez. Başka bir anlatımla, işçinin günlük net geliri tesbit edilerek bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanacağı, bilinmeyen dönemdeki kazancının ise; yıllık olarak %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutulacağı, 60 yaşına kadar (aktif) dönemde, 60 yaşından sonrada bakiye ömrüne kadar (pasif) dönemde elde edeceği kazançların ortalama yöntemine başvurulmadan her yıl için ayrı ayrı hesaplanacağı Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Kuşkusuz, açıklanan zarar ve tazminatın hesaplanması yönteminde, haksahibi eşin destek süresinin işçinin bakiye ömrüyle sınırlı olacağı, kız çocukları yönünden köyde oturmaları halinde 18 yaşına, kentte oturmaları durumunda 22 yaşına kadar destek görecekleri, kaçınılmazlık, kusursuzluk veya kusurun ağırlığı gibi nedenlerden ötürü Borçlar Kanununun 43, 44 üncü maddeleri gereğince zarardan indirim yapılacağı ve en son olarak da, aktif ve pasif dönemde, elde edilen kazançlar toplamından, 4447 sayılı yasanın Ek 38 inci maddesi gereğince Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından hesaplanan ve bildirilen peşin sermaye değerinin indirileceği, böylece belirlenen tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütüleceği gibi, hususların göz önünde tutulacağı hukuksal gerçeği de ortadadır.
Somut olayda, sırasıyla, 16.1.1997, 10.5.1998 11.11.1998 ek ve 25.3.1999 tarihli hesap bilirkişi raporları alınmıştır. Mahkemece 16.1.1997 ve 11.11.1998 tarihli ek raporlar esas alınmak suretiyle davacıların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş ise de yukarıdaki ilkeleri içermeyen yetersiz bilirkişi raporlarına dayalı olarak verilen karar doğru görülmemiştir. Gerçekten birinci ve ikinci bilirkişi raporlarını yetersiz görüp yeniden bilirkişi incelenmesi gereğini duyan mahkeme artık, hükmünü yetersiz bulduğu önceki raporlara dayandıramaz Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş uygulaması da bu yoldadır. (Mustafa Çemberci, İş Kanunu Şerhi Sh.1020)
Mahkemece yapılacak iş; dosyadaki raporların yetersizliği göz önünde tutularak, yeniden seçilecek konusunda uzman bilirkişiden yukardaki ilkeler doğrultusunda düzenlenecek hesap raporu almak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 13.04.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy