(1475 S. K. m. 73) (1086 S. K. m. 388, 432/son, 489)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen toplam 9.094.231.968 liranın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalılarca istenilmiştir. Yerel Mahkeme 20.10.2000 tarihli kararla davalı Dursun'un temyiz talebinin süre yönünden reddine karar verilmesi ve ret kararının Dursun vekilince yeniden temyiz edilmesi üzerine dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 19.12.2000 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalılar vekilleri ile karşı taraf vekili geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davalının temyiz isteminin kabulü gerekir Şöyle ki,
Yerel Mahkeme, temyiz isteminin kanuni süre geçtikten sonra yapılması nedeniyle reddine karar vermiştir. Davacı bu kararı dahi temyiz etmiştir. O halde, bu yön üzerinde özellikle durulmalıdır. Hükmün, tefhiminin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 489 uncu maddesinin yollamada bulunduğu aynı Kanunun 388 nci maddesindeki unsurları içerir biçimde yapılmadığından Yasada öngörülen 8 günlük temyiz süresinin geçtiğinden söz edilemez. Dairemizin yerleşik içtihatları ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.3.1987 gün ve 1987/2-16 E. ve 1987/209 Karar sayılı kararında da bu husus vurgulanmıştır. Hal böyle olunca, davacının hükmü süresinde temyiz ettiği anlaşıldığından mahalli mahkemenin temyiz isteminin reddine ilişkin 20.10.2000 gün ve 1997/25 Esas ve 2000/80 Karar sayılı kararın bozulması ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 432/son maddesi gereğince asıl hükmün temyizini amaçlayan temyiz itirazlarının incelenmesi gerekir.
Diğer davalıların temyiz itirazlarına gelince;
Dava, nitelikçe Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle, mükerrer ödemeyi ve haksız zenginleşmeyi önlemek için kurum tarafından sigortalıya bağlanan peşin sermaye değerinin Kurumdan sorularak, bildirilen miktarın en son zarardan indirilmesi suretiyle tazminatın saptanması gerektiği, Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda, sigortalıya bağlanan ve bağlanması gereken gelirin ne olduğu konusunda gerekli inceleme ve araştırma yapılmadığı, dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Zararlandırıcı olaya maruz kalan işçinin, olay günü işyerinde,davalıların murisi Hasan'ın kullandığı aracın, Mustafa'nın kullandığı araca çarpması sonucu, Hasan'ın kullandığı 14 AK 851 plakalı araçta yolcu olan sigortalı iş kazası sonucu % 49 oranında meslekte kazanma gücünü yitirmiştir.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanununun 73. maddesinin açık buyruğudur.
26.9.1999 günlü bilirkişi raporunda; işverenin % 100, işçinin kusursuz olduğu belirtilmiştir.
Oysa hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda, bilirkişi İş Kanununun 73. maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde, saptamadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanununun 73. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez.
Mahkemece yapılacak iş; işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilere konuyu yeniden yukarıda açıklandığı biçimde inceletmek, verilen rapor dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirmek sigortalıya bağlanan veya bağlanması gereken gelirin ne olduğunu kurumdan sormak ve bildirilen miktarı zarardan düşmek, gelir bağlanmadığının bildirilmesi durumunda, sigortalıya gelir bağlanması ve kuruma başvurması giderek dava açması için mehil vermek ve sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle, inandırıcı güç ve nitelikte olmayan 73. maddenin öngördüğü koşulları içermeyen kusur raporunu hükme dayanak almak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davalılar vekili yararına takdir edilen 97.500.000 lira duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılara iadesine 19.12.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy