(1479 S. K. m. 41) (4721 S. K. m. 1) (Anayasa Mahkemesi 2001/61E 2000/34K 26/10/2000)
Dava: Davacılar, murisinin ölüm tarihi olan 17.9.2001 gününü takip eden 1.10.2001 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Z. Ayan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava konusu hukuksal sorun davacıların murisinin ölümü nedeniyle davacı hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanıp bağlanmayacağı konusuna ilişkindir. Mahkeme ölüm aylığı koşullarını 5 tam yıl prim ödenmesi koşuluna bağlı olarak değerlendirmiş ve koşulların gerçekleşmemesi nedeniyle davacıların istemini yerinde bulunmamıştır. Varılan bu sonuç ise, temel hukuk kurallarına uygun bulunmamaktadır.
Gerçekten, Sosyal Güvenlik Sistemimizde sigorta kollarından birini oluşturan ölüm sigortasından yararlanabilmek için Yasada gösterilen koşulların oluşması zorunludur. Dava konusu olayda ise, ölüm sigortasına ilişkin 1479 sayılı Yasanın 41. maddesinde yer alan ve sigortalının 3 tam yıl prim ödeme koşuluna ilişkin kural 619 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile iptal edilmiş ve sözü edilen kararname ile bu süre 5 tam yıla çıkarılmıştır. Ne var ki, söz konusu K.H.K'de Anayasa Mahkemesi'nin 26.10.2000 günlü ve 2001/61-34 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve iptal kararı da verilen sürenin tamamlanmasıyla 8.8.2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Şu duruma göre, sözü edilen ölüm sigortasına ilişkin ilk düzenleme ile konuyu yeniden düzenleyen 2. düzenleme birlikte yürürlükten kalkmış ve ortaya yasal bir boşluk çıkmıştır. Devlet yaşamında yasal boşluktan söz edilemeyeceğine ve belli olaylara uygulanması gereken kuralların zorunlu olarak kabulü gerekeceğinden başka bir anlatımla, Devletin devamlılığı ilkesinden hareketle sonuca gidilmesi gerekeceğinden uyuşmazlıkların yasal boşluk nedeniyle askıda bırakılması düşünülemez. Esasen MK.'nun 1. maddesi de bu yönde evrensel nitelikli bir kural kabul etmiş ve gereğinde hakime Yasa koyucu gibi kural kabul etme yetkisi vermiştir. Mahkeme uyuşmazlıkta yukarıda belirtilen esasları gözardı etmiş ve iptal edilen ikinci düzenlemedeki kurala göre sonuca gitmiştir.
Oysa mahkemenin öncelikle ortada bir yasal boşluğun bulunduğunu kabul etmesi ve buna göre değerlendirme yapması gerekirdi.
Uyuşmazlık konusu olayda yasal boşluk bulunduğuna göre ölüm sigortası yönünden hangi kuralın esas alınacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu yönde Yasanın belirlediği ilk biçimde 3 yıllık sigortalılık ve prim ödeme süresi yeni düzenleme ile ortadan kaldırılmış ve bu süre 5 yıl olarak kabul edilmiştir. 5 yıllık süre Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmekle artık uygulanma niteliğini yitirmiştir. Her ne kadar 3 yıllık sistem yürürlükten kaldırılmış ise de sosyal güvenlik ilkelerinin yasal boşluk veya düzenlemenin yeterince açık olmaması gibi durumlarda sigortalı yararına kuralların yorumlanması ilkesinden hareketle sonuca gidilmesi işin özüne ve adalet kurallarına uygun düşecektir. Bu durumda,
Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce yürürlükte bulunan ve hak sahipleri lehine olan hükümler gözönünde bulundurularak sonuca gidilmesi sosyal güvenlik ilkelerinin özüne uygun düşecek ve davacı hak sahipleriyle birlikte aynı durumda bulunan kişilere sağlanmış olan haktan davacıların da yararlandırılması gerekecektir. Bu nedenle, olayda davacıların yararına bulunan ve Yasanın ilk düzenleme şeklinde koşulların uygulanması gerekeceğinden belirtilen ilkelere uygun düşmeyen hüküm bozulmalıdır.
O halde, davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, 04.04.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy