(506 S. K. m. 79, 140)
Dava: Davacı, Kurum tarafından tahakkuk ettirilen ek prim ve gecikme zammı ve idari para cezalarının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. Balcı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: 1- Taraflar arasındaki uyuşmazlık Sosyal Sigortalar müfettişince saptanan bildirim dışı kalmış işçiliğin takibine ilişkindir.
Mahkemece her ne kadar davanın yasal dayanağını oluşturan 4792 sayılı Yasanın değişik 6.maddesinde düzenlenen ölçümleme hakkının 616 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile iptal edildiği ve dayanağı kalmadığı gerekçesiyle davacı isteminin kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Gerçekten Yargıtay HGK. nun 21.11.2001 gün 965-1038 sayılı kararında da belirlendiği üzere 616 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin de Anayasa Mahkemesince iptali karşısında ortaya bir hukuksal boşluk çıkmıştır. Yasaya karşı hile veya başka bir nedenle Yasanın öngörmüş olduğu yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin yasal boşluktan söz edilerek haklarında hiçbir işlem yapılmaması veya başka bir anlatımla bu eylemlerin hukukça tasvip edilmiş olması düşünülemez.
Mahkemece bu gibi durumlarda yapılacak işlem yöntemince işin esasına girmek ve dava konusu iş nedeniyle gerçekten işverenin prim borcu bulunup bulunmadığını veya ödenmemiş bir prim konusu bulunup bulunmadığını saptamak ve bu yolda tüm kanıtları topladıktan sonra bir sonuca ulaşmaktan ibarettir. Böylece 506 sayılı Yasanın 79. maddesinde öngörülen biçimde Kurum'un yasal prim alacağı olup olmadığını saptamak ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, salt, Kurum ölçümleme hakkının kalktığından bahisle, davanın kabulüne karar vermek usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- İdari para cezası borcu olmadığının tespitine gelince;
Davacı hakkında, 506 sayılı yasanın 140. maddesinde öngörülen koşulların oluşması nedeniyle, idari para cezası tahakkuk ettirildiği, idari para cezasının anılan maddede belirtilen prosedür çevresinde kesinleştiği, uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, idari para cezasının kesinleşmesinden sonra ve özellikle 6183 sayılı yasa uyarınca borçluya gönderilen ödeme emrinden önce veya ödeme emrine yönelik bir itiraz olmaksızın borçlu olmadığına ilişkin menfi tespit veya borcun ödenmesinden sonra istirdat (geri alma)davası açılması durumunda sorunun çözümlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Davacı hakkında davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı yasanın 140'ncı maddesinde öngörülen yükümlülükleri yerine getirmemesi nedeniyle idari para cezası tahakkuk ettirildiği, idari para cezasının 140 madde çevresinde kesinleştiği, dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Öte yandan, yukarıda sözü geçen maddede öngörülen özel prosedür çevresinde kesinleşen hususların yeniden incelenmesine olanak olmadığı hukuksal gerçeği ortadadır. Başka bir anlatımla, bu kesinleşme; nihayet idari para cezasına ait işlemlerin yargı yerince yeniden denetleme olanağını kaldıran bir durum olduğu söz götürmez. Bundan başka, 140. maddede öngörülen prosedür çevresinde kesinleşen idari para cezasının tekrar incelenmesine olanak tanımak Sosyal Sigortalar Kanununun 140. maddesinde kabul edilen ilke ile bağdaşmadığı da açıktır. Tersinin kabulü yöntemince, giderek yasadan kaynaklanan ve özel prosedür çevresinde kesinleşen idari para cezasının dayanağı bulunan bilgi ve belgeleri yok saymak olur ki, bu hususun kabulüne yasaca ve hukukça olanak bulunmadığı da tartışmasızdır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın işin esasına girmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.04.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy