(818 S. K. m. 43, 44) (506 S. K. m. 26)
Dava: Davacı, trafik iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminat ile tedavi giderlerinin ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı sebeplerle gerçekleşen toplam 1.200.000.000 TL. tedavi gideri ve manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine maddi tazminat ile fazlaya dair talebin reddine ait hükmün süresi içerisinde temyizen tetkiki davacı vekilince istenilmesi ve duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15.10.2002 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı vekili Avukat Demet Tuna Aral ile karşı taraf vekili Şahin Kıraç geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı tarih Tetkik Hakimi B.Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1- Taraflar arasındaki uyuşmazlık; Suudi Arabistan'da bir Türk işverenine ilişkin işyerinde uğradığı iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna düşen davacının, maddi zararın hesabında, Suudi Arabistan Devleti tarafından, davacı ve yakınlarına bağlanan gelirlerin zarardan indirilip indirilmeyeceğine ilişkindir. Mahkeme, bütün gelirlerin zarardan indirimine karar vermişse de bu sonuç usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır.
Gerçekten, davanın kanuni dayanağını oluşturan BK.nun hükümlerine göre; bir kimseye cismani zarar veren kişi bu zararı, zararlandırıcı olaydaki kusur ve sorumluluk durumuna göre doğrudan karşılamakla yükümlüdür. 3.kişinin zarar görene kimi sebeplerle yaptığı ödemelere dayanarak sorumluluktan kurtulması mümkün değildir. Ancak, zarar görenin sigortalı olması ve zararlandırıcı olayın bir iş kazasından kaynaklanması durumunda 506 s. Sosyal Sigortalar Yasası uyarınca, zararın yaklaşık %70 oranı Sosyal Sigortalar Kurumunca karşılanır. Bu durumda; zarara uğrayanın zarar hesabı yapılırken; Kurumun bağladığı gelirin peşin değeri zarardan indirilir ve bu miktar oranında işveren sorumluluktan kurtulur.
Ne var ki, Kurumun bağladığı gelir peşin değeri işverenden geri alınacağından sonuçta, işverenin sorumluluğu yönünden bir kurtuluş söz konusu bulunmamaktadır.
Bu tür bir yöntemle, bir yandan, sigortalının mükerrer tazminat alması engellenmiş, sair yanda, zarara sebebiyet veren işverenin 3.kişinin ödemesi sebebiyle sorumluluktan kurtulması önlenmiş olmaktadır.
Dava konusu olaya gelince; zararlandırıcı olay Suudi Arabistan'da faaliyet gösteren bir Türk işverenin işyerinde meydana gelmiş ve T.C. vatandaşı olan davacı sürekli iş göremezlik durumuna girmiştir. Davacı 506 s. Kanun kapsamında bulunmadığı gibi Suudi Arabistan Devleti ile T.C. arasında bir sosyal güvenlik sözleşmesi de mevcut değildir. Bu halde yukarda sözü edilen temel ilke gözönünde tutularak sonuca gidilmelidir.
Suudi Arabistan Devletinin davacıya yapmış olduğu yardımların, tamamen insani düşüncelerden kaynaklanan ve bir atıfet niteliğinde olduğu saptanırsa, işverenin bu yardımlardan söz ederek zarardan kurtulması veya bu oranda sorumluluğunun azaltılması düşünülemez. Ancak bu yardımların yerel Sosyal Güvenlik Yasaları gereği yapıldığı ve bunların Türkiye de ki benzer sistemle rücu yoluyla işverenden geri alınması söz konusu ise, bu kerre, işverenin mükerrer şekilde zarardan sorumlu tutulmaması için indirim yapılması gerekir.
Dosyadaki bilgilerden bu yön açıkça belirli olmamaktadır.
Şu durumda; Mahkemece yapılacak araştırma gereği öncelikle bu durumu aydınlatmak ve davacıya bağlanan gelirin niteliğini ortaya koymak ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, mahkemenin bu yönde hiçbir inceleme yapmadan salt gelirlerin peşin değerini zarardan indirmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
2- Öte yandan davacının eş ve çocuğuna yapılmış bulunan yardım görülmekte olan beden gücü kaybı sebebiyle uğranılan zararın giderilmesine ilişkin, davacı tarafından açılan tazminat davasıyla ilgili bulunmamaktadır. Tamamen Suudi Arabistan devleti tarafından yardım niteliğinde yapılan bu ödemelerin işverenin sorumluluğuyla ilgili bulunmamasına karşın bu tutarların davacının tazminatından indirilmesi ve sonuçta gerçek zararın karşılanmaması keza usul ve kanuna aykırıdır.
3- Davacı dava dilekçesinde açıkça olay gününden itibaren kanuni faiz talep etmiş ve dava tarihindeki faiz miktarını da belirlemiştir. Davacının amacı açıkça kanuni faizin dava konusu olayda uygulanmasını istediği belirli olmasına karşın bu durumun yanlış yorum suretiyle %30 olarak belirlenmesi keza usul ve kanuna aykırıdır.
4- Olayda Borçlar Yasasının 43-44 maddesinin uygulanmasının davada bütün deliller toplandıktan sonra yapılması ve belirlenecek tazminatın göz önünde bulundurulması gerekeceğinden bu husus da şimdilik karar verilmesine ve diğer incelenmesine yer olmadığına,
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde temyiz edene iadesine, 15.10.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy