(818 S. K. m. 46, 47) (1475 S. K. m. 73) (YHGK 26.4.1995 T. 1995/11-122 E. 1995/430 K.)
Dava: Davacılar iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mesut Balcı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Karar: 1- Zararlandırıcı olaya maruz kalan işçi olay günü çalışırken iş kazası sonucu % 24.2 malul kalmıştır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanununun 73. maddesinin açık buyruğudur.
Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında olayda 4/8 işveren ve 4/8 oranında kazalının kusurlu olduğu belirtilmiştir. Oysa hükme dayanak raporlarda bilirkişiler işverenin yeterli iş düzenini kuramadığını, kazanın olduğu prese boyutları uymayan büyük parça konulması, pres sisteminin iş güvenliği ve işçi sağlığı kurallarına uygun olarak çift el kumanda sistemi ile kullandırılmaması nedeniyle işverene daha fazla kusur verilmesi gerektiği halde belirtilen kusur oranı ile tazminatın belirlenmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- Borçlar Kanunu'nun 47. maddesine göre manevi tazminat isteme hakkı doğrudan doğruya cismani zarara uğrayan kişiye aittir. Yansıma yoluyla aynı eylem nedeniyle manevi üzüntü duyanlar manevi tazminat isteyemezler. Ancak cismani zarar kavramına (B.K.46 ve 47) ruhsal bütünlüğün ihlali sinir bozukluğu veya hastalığı gibi hallerin girdiği bu maddelerde sadece maddi sağlık bütünlüğünün değil ruhsal ve sinirsel bütünlüğünde korunduğu öğretide ve Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Öyleyse bir kişinin cismani zarara uğraması durumunda, onun (ana, baba, karı, koca gibi) çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğü ağır şekilde bozulmuşsa (örneğin eyleme uğrayan yakın kişi %100 iş göremez duruma gelmişse) onlarında manevi tazminat isteyebilecekleri kabul edilmelidir. Bu durumda olanların zararları ile haksız eylem arasında uygun illiyet bağı mevcut olduğundan yansıma yoluyla değil, doğrudan zarara uğrama söz konusudur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.4.1995 gün ve 1995/11-122, 1995/430 23.9.1987 gün ve E.1987/9-183 K.1987/655 sayılı kararları da aynı esaslara dayanmaktadır.
Somut olayda, 1.9.1999 tarihinde 26 yaşında olan davacı Kadir'in geçirdiği iş kazası sonucu işaret ve orta parmağından% 24,2 oranında işgöremezliğe uğradığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. İşgöremezlik oranı ve diğer kanıtlara göre Kadir ağır bir cismani zarara uğramamıştır. Hal böyle olunca davacı eş ve çocuğun ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğünün ağır bir şekilde bozulduğunu söylemek mümkün değildir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular nedeniyle olayda uygun illiyet ve hukuka aykırılık bağı koşulları oluşmadığından eş Şennur ve çocuk Hüseyin'in manevi tazminat isteğinin reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırıdır.
3- Kabule göre avukatlık ücret tarifesine göre davalı yararına vekalet ücretine hükmolunurken maddi ve manevi tazminat için ayrı ayrı hesaplama yapılması gerektiği gibi davacılar için ayrı ayrı hesaplanmaması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 23.09.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy