(1086 S. K. m. 381, 388, 389) (818 S. K. m. 43) (506 S. K. m. 1)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı sebeplerle gerçekleşen 31.908.856.959 liranın davalıdan alınarak davacıya verilmesine fazlaya dair isteğin reddine ait hükmün süresi içerisinde temyizen tetkiki taraf vekillerince istenilmesi ve davalı vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22.10.2002 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı vekili Avukat Ali İhsan Açıkgöz ile karşı taraf vekili SAYILI Ali Koç geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı tarih Tetkik Hakimi B.Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Mahkemece yargılama sonunda tefhim edilen kısa kararda davanın kısmen kabul kısmen reddine biçiminde hüküm oluşturulmuştur. Kısa kararda kabul ve red edilen miktarların açıklanmamış olması kararın denetim ve şeffaflığını giderici nitelikte olup, böyle bir hüküm HUMK. 381. maddesi delaletiyle 388-389 maddelerindeki şartları taşımadığından yok hükmündedir.
O durumda usulüne uygun hüküm fıkrası oluşturulmak üzere hüküm bozulmalıdır.
Kabul ve uygulamaya göre de;
1- Dava iş kazası sebebiyle meslekte kazanma güç kaybı sonucu maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Öte yandan sigortalıda oluşan sürekli iş göremezlik oranının tazminatı doğrudan etkileyeceği açıktır. Davacının Suudi Arabistan da yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda %10 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği belirlenmiş Türkiye'de Ankara Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalında yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda ise %44,2 oranında sürekli iş göremezlik saptanmıştır. Öte yandan Ankara Üniversitesi göz hastalıkları anabilim dalında yapılan inceleme sonunda sol gözde katarakt ameliyatına bağlı olarak iyileşmenin mümkün olacağı bildirildiğine göre sürekli iş göremezliğin kesinleştiğinden söz edilemez.
Davacının geçirdiği kaza ile sol gözde oluşan katarakt arasında tıbbı illiyet kurulmalıdır. Tıbbi illiyet kurulup maluliyet oranları arasındaki çelişki giderilmeden ve sürekli işgöremezlik oranı kesinleştirilmeden sonuca gidilmesi isabetli değildir.
2- Sigortalının Yurt dışında davalıya ilişkin inşaat işyerinde marangoz-kalıpçı olarak çalışırken iş kazası geçirdiği ve yurt dışına giderken imzaladığı sözleşmede ücretinin saatte 6 Suudi Arabistan Riyali olduğu taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir.
Uyuşmazlık gerçek ücretin tesbitine ilişkindir. Mahkemece hükme esas alınan hesap raporunda Nisan 1997 tarihindeki yurt dışı ücreti aynı tarihte yurt içerisinde yürürlükte olan asgari ücrete oranlamak suretiyle tazminat hesaplanmıştır. Hal böyle olunca gerçek ücret sağlıklı bir biçimde belirlenmeksizin destekten yoksun kalma tazminat miktarının saptandığı giderek belirlenen tazminatın gerçeği yansıtmadığı açıktır.
Yapılacak iş zararlandırıcı sigorta olayı sürekli işgöremez duruma giren işçinin gerçek ücretini ücret tediye bordrosu ve sözleşme hükümleri dikkate alınarak belirlemek, yurt dışında kalacağı ve çalışacağı süre; emsali işçilerin durumu, işverenin taahhüt ettiği işi bitirme süresi gibi unsurlardan yararlanılarak tespit etmek, tespit edilen bu süredeki kazanç kaybını yurt dışında aldığı ücretlerle, yurt içerisindeki kazanç kaybını ise yurt içerisinde emsal işi yapan işçilerin ilgili kuruluşlarından sorularak belirlenecek ücretlerle aktif devre sonuna kadar saptamaktan ibarettir.
3- Tarafların hal ve mevkiine, kusur oranlarına, olayın oluşuna, ve olay gününden itibaren yürütülecek kanuni faiz ile birlikte hükmedilen tazminat miktarına göre; olayda, Borçlar Yasasının 43. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılmaması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
4- Öte yandan Suudi Arabistan'da bir Türk işverenine ilişkin işyerinde uğradığı iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna düşen davacının, maddi zararın hesabında, Suudi Arabistan Devleti tarafından, davacı ve yakınlarına bağlanan gelirlerin zarardan indirilip indirilmeyeceği konusu tartışılmamıştır. Mahkeme, bütün gelirlerin zarardan indirimine karar vermişse de bu sonuç usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır.
Gerçekten, davanın kanuni dayanağını oluşturan BK.nun hükümlerine göre; bir kimseye cismani zarar veren kişi bu zararı, zararlandırıcı olaydaki kusur ve sorumluluk durumuna göre doğrudan karşılamakla yükümlüdür. Zarar verenin 3. kişinin zarar görene kimi sebeplerle yaptığı ödemelere dayanarak sorumluluktan kurtulması mümkün değildir. Ancak, zarar görenin sigortalı olması ve zararlandırıcı olayın bir iş kazasından kaynaklanması durumunda 506 s. Sosyal Sigortalar Yasası uyarınca, zararın yaklaşık %70 oranı Sosyal Sigortalar Kurumunca karşılanır. Bu durumda; zarara uğrayanın zarar hesabı yapılırken; Kurumun bağladığı gelirin peşin değeri zarardan indirilir ve bu miktar oranında işveren sorumluluktan kurtulur.
Ne var ki, Kurumun bağladığı gelir peşin değeri işverenden geri alınacağından sonuçta, işverenin sorumluluğu yönünden bir kurtuluş söz konusu bulunmamaktadır.
Bu tür bir yöntemle, bir yandan, sigortalının mükerrer tazminat alması engellenmiş, sair yanda, zarara sebebiyet veren işverenin 3.kişinin ödemesi sebebiyle sorumluluktan kurtulması önlenmiş olmaktadır.
Dava konusu olaya gelince; zararlandırıcı olay Suudi Arabistan'da faaliyet gösteren bir Türk işverenin işyerinde meydana gelmiş ve T.C. vatandaşı olan davacı sürekli iş göremezlik durumuna girmiştir. Davacı 506 s. Kanun kapsamında bulunmadığı gibi Suudi Arabistan Devleti ile T.C. arasında bir sosyal güvenlik sözleşmesi de mevcut değildir. Bu halde yukarda sözü edilen temel ilke gözönünde tutularak sonuca gidilmelidir.
Suudi Arabistan Devletinin davacıya yapmış olduğu yardımların, tamamen insani düşüncelerden kaynaklanan ve bir atıfet niteliğinde olduğu saptanırsa, işverenin bu yardımlardan söz ederek zarardan kurtulması veya bu oranda sorumluluğunun azaltılması düşünülemez. Ancak bu yardımların yerel Sosyal Güvenlik Yasaları gereği yapıldığı ve bunların Türkiye'de ki benzer sistemle rücu yoluyla işverenden geri alınması söz konusu ise, bu kerre, işverenin mükerrer şekilde zarardan sorumlu tutulmaması için indirim yapılması gerekir.
Dosyadaki bilgilerden bu yön açıkça belirli olmamaktadır.
Şu durumda; Mahkemece yapılacak araştırma gereği öncelikle bu durumu aydınlatmak ve davacıya bağlanan gelirin niteliğini ortaya koymak ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, mahkemenin bu yönde hiçbir inceleme yapmadan salt gelirlerin peşin değerini zarardan indirmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre diğer yönlerin incelenmesine ve tarafların yararına vekalet ücreti takdirine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istem halinde temyiz edenlere iadesine, 22.10.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy