(1086 S. K. m. 97, 99, 237, 417, 447, 454, 455/7)
Dava: Davacılar Dicle İcra Tetkik Merciince görülen istihkak davası ( İİK. md. 97 ) sonunda verilen ve kesinleşen kararda, davalı alacaklının hilesinin etkili olduğunu ileri sürerek hile hukuksal nedeniyle ( HUMK. mad. 455/7 ) yargılamanın yenilenmesini istemiştir.
Davalı alacaklı isteğin reddini savunmuştur.
Merciice, davanın üç aylık süre içinde açılmadığı ( HUMK.md. 447 ), kaldı ki istihkak davası sonucu verilen kararlar maddi anlamda kesin hüküm oluşturmayacağından yargılamanın yenilenmesi yoluna da başvurulamayacağı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmiştir.
Hükmün tefhiminin, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 489. maddesinin yollamada bulunduğu aynı kanunun 388. maddesindeki unsurları, içerir biçimde yapılmadığı ve sonradan yazılan gerekçeli kararın tebliğ edildiği anlaşıldığından, tebliğden itibaren yasal süre içinde taraflarca yapılan temyiz itirazlarının incelenmesine geçildi.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacıları temyiz itirazlarının reddine,
2- Davalı alacaklı bankanın temyiz itirazına gelince;
İcra Tetkik Merciince verilen kararlar kural olarak maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz. Ancak İcra Tetkik Merciinin İİK'nun 97 ve 99. maddelerine göre açılan istihkak davaları sonunda verdikleri kararların maddi anlamda kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağı öğretide tartışmalıdır. Bir kısım hukukçular Tetkik Merciince görülen istihkak davaları sonunda verilen ve kesinleşen kararların maddi anlamda kesin hüküm oluşturmayacağı görüşündedir ( B. Gündoğan. İcra Hukuku s. 99, Mustafa Kayganacıoğlu İstihkak Davaları s.642 ). Diğer bir kısım hukukçulara göre ise Tetkik Merciince görülen istihkak davaları sonunda verilen ve kesinleşen kararlar maddi anlamda kesin hüküm oluşturur ( Baki Kuru, İcra İflas Hukuk sh. 1107 Ramazan Aslan, Medeni Usul Hukukunda Yargılamanın Yenilenmesi s.67, Talih Uyar İstihkak Davaları sh.361-362 ).
İcra Tetkik Merciinin İİK'nun 97 ve 99.maddelerine dayalı olarak açılan istihkak davaları, sonunda verdikleri kararlar maddi anlamda kesin hüküm oluşturur. Çünkü, istihkak davaları genel hükümler çevresinde ve basit yargılama usulüne göre bakılan teknik bir davadır ( İİK. Mad. 97/11-512 ). Bu davalarda HUMK'nun da yazılı tüm kanıtlara ( tanık, yemin, ikrar, bilirkişi keşif ) taraflarca ispat aracı olarak dayanılabilir ve merciice bu kanıtlar serbestçe takdir olunur ( İİK. md. 97/18 ). Görülüyor ki mercii hakimi, bu davalarda takip hukukun dar kalıpları içinde kalmaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin görüşü de bu yoldadır ( 12. H.D. 2.6.1986 gün ve 5576-6588 s.k. ).
Bu nedenlerle, kararın, "istihkak davası sonunda verilen kararların maddi anlamda kesin hüküm oluşturmayacağı ve bu nedenle yargılamanın yenilenmesi istenemeyeceği" hususundaki gerekçe yerinde değilse de yargılamanın yenilenmesi isteminin HUMK'nun 447.maddesi uyarınca süre aşımı yönünden reddi doğrudur.
Ancak HUMK.nun 454. maddesi uyarınca, hükmolunan para cezasının davacılardan alınması yerine davalıdan alınmasına, yargılama giderlerinin haksız çıkan davacılar üzerinde bakılması yerine, HUMK'nun 417. maddesine aykırı olarak davalı üzerinde bırakılmasına ve ayrıca dava süre aşımı yönünden ( mesmu olmadığından ) esasa girilmeden reddedildiğine göre HUMK'nun 450.maddesi hükmüne aykırı olarak daha önce verilen ve kesinleşen "kararın tasdikine" karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Ne var ki bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK'nun 438/7. maddesi gereğidir.
Full & Egal Universal Law Academy