(818 S. K. m. 41) (1086 S. K. m. 83)
Dava: Davacı iş kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından duruşmalı, olarak temyiz edilmesi üzerine ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Dava, iş kazası sonucu sürekli işgöremezlik nedeniyle uğranılan maddi zararın giderilmesi için açılan ikinci ek davadır.
Davacı, 3.12.1997 tarihinde açmış bulunduğu kısmi davada fazlaya ait talebi saklı kalmak üzere 500.000.000 TL maddi tazminat istemiş ve 25.8.2000 tarihinde açtığı birinci ek davada ise, uğramış bulunduğu maddi zararın bakiyesinin ödetilmesini istemiştir. Sözü edilen birinci ek dava açılırken fazlaya ilişkin hak saklı tutulmamıştır. Mahkemece, bu iki dava birleştirilerek yapılan yargılama sonunda istekle bağlı kalınarak maddi tazminata hükmedilmiştir. Davacı açmış olduğu temyize konu bu ikinci ek davada bakiye zararının ödetilmesini istemektedir. Mahkemece, bu davaya da bakılarak, sonuçta 3.169.336.100 TL maddi tazminatın tahsiline karar verilmiştir.
Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına göre alacaklı alacağının tümü hakkında dava açmak zorunda olmayıp fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmak kayıt ve şartıyla önce bir bölümü daha sonra da kalan bölümü talep edebilir. Davacının kısmi davada alınandan daha fazla tazminat isteyebilmesi açıkça fazlaya ilişkin hakkın saklı tutmuş olmasına bağlıdır. Fazla kısım için hakkın saklı tutulmaması fazlaya ilişkin kısmından zımnen feragat edildiği anlamını doğuracağından önceki dava kısmi dava değil, tam dava sayılır ve ilk davada verilen karar ek davada kesin hükümü oluşturur. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.3.1986 gün ve 797/299 sayılı kararı da aynı doğrultudadır. Bu nedenle somut olayda da fazlaya ilişkin hak saklı tutulmadığından 3.10.2002 tarihli ikinci davanın reddine karar vermek gerekirken, işin esası incelenip, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 25.12.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy