(6183 S. K. m. 35) (1086 S. K. m. 578)
Davacı, sorumluluğunun hissesi miktarı olan 4.500.000 TL ile sınırlı olduğunun tesbitiyle, davalı Kurumun yürüttüğü 1998/2367 sayılı takibin bu meblağı aşan kısmının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M.A. Çeliker tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Dava konusu olay Anayasal Sosyal Güvenlik hakkının gerçekleşmesini sağlayan 506 sayılı Yasaya dayalı Kurum prim alacaklarının; borçlularından en kısa sürede tahsili ile Kuruma intikalinin temini için yapılan takibe ilişkindir. 506 sayılı Yasa sisteminin; prim alacaklarının ödenmesi amacıyla kabul ettiği, temel sistem ile 6183 sayılı Yasanın bu alanda getirdiği 35. madde değişikliği aynı doğrultuda bulunmaktadır. Bu tür yeni Yasaların, yürürlüğe girmeleri ile görülmekte olan tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği ve yeni Yasaların yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal tesirini husule getirdiği bu gibi durumlarda; kanunların geriye yürümesi değil, zaman içerisinde ani etkileri söz konusu olmaktadır. Esasen H.U.M.K.' nun 578. maddesi nedeniyle; Yargıtay'ın 7.12.1964, günlü Tevhidi İçtihadı ile Hukuk Genel Kurulu'nun 9.3.1988 günlü E.1987/2-860, K.1988/232 sayılı kararında bu görüşe yer verilmiştir. Bu nedenle; dava konusu olayda davacının, limited şirket ortağı olarak, Kurum'a olan borcundan ötürü koyduğu sermaye ile değil, hissesi oranında sorumlu tutulmaması gerektiği anlaşılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, borcun Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten öncesine ait olmasının uygulamayı değiştirmeyeceği ortadadır. Ayrıca, dosyada mevcut 1998/2367 takip nolu 27.7.1998 tarih ve 74817 sayılı ödeme emrinde davacının adının geçmediği ayrıca ödeme emrinin tebliğde edilemediği, daha sonra Kurum tarafından 19.3.2002 tarih, 27745 sayılı ödeme yazısının gönderildiği ve davacıya 25.3.2002 tarihinde tebliğ edildiği de açıktır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutularak davacının hissesi oranında sorumlu olduğuna karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle koyduğu sermaye ile sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.02.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy