(1086 S. K. m. 237) (3201 S. K. m. 3, 9)
Dava: Davacı, 3201 sayılı Yasaya göre yapılan borçlanma işleminin geçerli olduğunun tespitiyle, Kurum işleminin iptaline ve yaşlılık aylığının kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Uyuşmazlık 3201 sayılı Yasa'ya göre yapılan borçlanma işlemini iptal eden Kurum işleminin iptali ile borçlanma işleminin geçerli olduğunun ve yurtdışı emeklilik tarihinden itibaren kısmi aylığın tam aylığa dönüştürülmesi ve bu tarihten itibaren tam aylık olarak ödenmeye başlanması gerektiğinin tespitine ilişkindir.
Davacı uzun yıllar Almanya'da işçi olarak çalıştıktan sonra yurtdışında 21.10.1968-30.6.1992 tarihleri arasında geçen hizmetlerine ilişkin yurda kesin dönüş yaptığını bildirerek davalı Kuruma 3201 sayılı Yasa uyarınca borçlanmış prim borçlarını ödedikten sonra yaptığı başvuru üzerine kendisine yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Ancak daha sonra Almanya Sosyal Güvenlik kuruluşdan getirilen hizmet cetveline göre davacının 31.5.1996 tarihine kadar yurtdışında işsizlik yardımı aldığı anlaşıldığından, yurda kesin dönüş yapmadığı kabul edilerek borçlanması iptal edilmiş, yaşlılık aylığı kısmi aylığa dönüştürülmüştür. Bunun üzerine davacı A.7.İş Mahkemesinin 1999/53 Esas ve 2291 Karar sayılı dosyasında Sosyal Sigortalar Kurumunu hasım göstererek Kurumun borçlanma işlemini iptal eden işleminin iptali ile borçlanmanın geçerli olduğunun ve talep tarihi itibariyle tam aylığa hak kazandığının tespiti istemli dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ve bu karar Yargıtay 10.Hukuk Dairesince 25.10.1999 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.
Davacı kesinleşen bu karardan sonra bu defa, A 5.İş Mahkemesine 6.6.2003 tarihinde dava açarak yeniden 3201 sayılı Yasa çerçevesinde Anayasa Mahkemesinin 3201 sayılı Yasanın 3.maddesinin 1.fıkrasında yer alan "... yurda kesin dönüş yapanlar, kesin dönüş ..." sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin 12.12.2002 tarihli iptal kararı uyarınca borçlanmayı ve aylık tahsis işlemini iptal eden Kurum işleminin iptalini, borçlanmasının geçerli olduğunun ve yeniden aylık bağlanması gerektiğinin tespitini istemiş, mahkemece hükümde belirtildiği şekilde istemin kabulüne karar verilmiştir.
Oysa, uyuşmazlık konusunda daha önce verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı vardır. Dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hükümle çözümlenmiş olması olumsuz dava koşuludur. HUMK'nun 237.maddesi uyarınca, maddi anlamda kesin hükümden sözedebilmek için birinci dava ile ikinci davanın konusunun, dava sebebinin ( vakıalar ) ve taraflarının aynı olması gerekir.
A 9. İş Mahkemesinin yukarıda özetlenen dosyası kapsamından, aynı davacı tarafından aynı davalı Sosyal Sigortalar Kurumu aleyhine, aynı maddi vakıalara dayanarak dava açılmış ve yargılama sonunda davanın reddine ilişkin karar Yargıtay 10. Hukuk Dairesince onanmıştır. Eldeki davanın tarafları, konusu ve maddi vakıalar önceki dava ile aynı olup, kesin hükmün oluştuğu ortadadır.
Dava sebebinden maksadın, davacının dayandığı maddi vakıalar olduğu yolunda bilimsel görüşler ve yargısal kararlar söz birliği içindedir. Yeni bir niza söz konusu olmayıp, redle sonuçlanan 3201 sayılı Yasanın 3. maddesine dayalı ilk dava ile bu davanın vakıaları, diğer deyişle sebepleri aynıdır. Davacı her iki davada da yurt dışı borçlanmasının geçerli olmasını istemektedir. Birinci davada yurt dışı borçlanmasının geçerli olmadığı saptanmıştır. Borçlanmanın geçerli olmadığı yolundaki bu hüküm davacı yönünden bağlayıcıdır. Artık borçlanmanın geçerli olduğu yönünde yeni bir dava açamaz. İkinci davanın dinlenebilmesi için, bu vakıaların birinci davada ki vakıalardan farklı olması gerekir. İkinci davanın dayandığı vakıalar aynı, sadece ikinci davanın dayandığı delil farklı ise ( davacı Anayasa mahkemesinin iptal kararına dayanmaktadır ) dava sebebi aynı olduğundan, bu ikinci davanın dinlenebilme olanağı yoktur.
Benzer bir olay nedeniyle Y.H.G.K.'nun 5.2.2003 gün ve 2003/21-30-57 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, kesin hükme karşı açılan ve tarafları, dava konusu, dava sebebi, dayanakları aynı olan ikinci davanın dinlenmesine olanak bulunmadığı gibi, bu davanın sonuçlanmasından sonra Anayasa Mahkemesince verilen 3201 sayılı Yasanın 3.maddesindeki yurda kesin dönüş koşulunun iptalini öngören kararın bu davaya etkisi yoktur. Çünkü Anayasanın 153. maddesi hükmüne göre Anayasa Mahkemesinin iptal kararları geriye yürümez. İleriye etkili olur. Esasen bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında bu kurala uygun biçimde, tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların korunması hukuk devletinin gereğidir.
Bu nedenlerle mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın davanın kesin hüküm nedeniyle reddi yerine kabulü yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 16.2.2004 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy