(4958 S. K. m. 51) (6183 S. K. m. 58) (506 S. K.m. 140)
Dava: Davacı Kurum tarafından mükerrer olarak gönderilen 28.6.2002 tarih ve 55186 sayılı ödeme emrinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, nitelikçe idari para cezası ve buna ilişkin gecikme zammının tahsili için kurumca yapılan icra takibinin ( ödeme emrinin ) iptaline ilişkindir. Mahkemece,davacının hukuki prosedüre uyarak Sulh Ceza Mahkemesinde dava açtığı ve halen bu davanın devam ettiği, iş mahkemesinde yersiz dava açıldığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.
Gerçekten,maddi hukuk açısından, idari para cezalarına karşı yapılacak itirazlar, Sulh Ceza Mahkemelerinde ( 4958 sayılı Yasa'nın 51. maddesinin yürürlüğe girdiği 5.8.2003 tarihinden itibaren idare mahkemelerinde ) bakılıp çözümlenecek, takip ve ödeme aşamasında ortaya çıkacak uyuşmazlıklar ise iş mahkemelerince sonuçlandırılacaktır.
İş mahkemeleri bu aşamada ortaya çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde, doğrudan 6183 sayılı Yasa'nın gösterdiği ve özellikle 58. madde esaslarını gözönünde bulundurmak zorundadır.
Mahkeme öncelikle yöntemince idari para cezasının kesinleşip kesinleşmediğini araştırmalı ve bu hususu ön sorun olarak belirlemelidir. Kesinleşmiş bir idari para cezasının bulunmaması halinde ödeme emri iptal edilmelidir. Bu amaçla, Kurum şubesinden idari para cezası ile ilgili belgeler getirtilmeli, konunun yargıya intikal edip etmediği ve yargılamanın sonuçlanıp sonuçlanmadığı yönleri üzerinde durulmalıdır. Kısaca, Kurum'un idari para cezasına ilişkin ödeme emrine dayanak yaptığı işlemler ve neticesi belirlenmeden sonuca gidilmemelidir.
Somut olayda, davacı aleyhine tahakkuk ettirilen idari para cezasına karşı Kurum ünitesine itiraz etmiş Kurum tarafından itirazın reddi üzerine Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuştur. Bu arada, mahkemeye başvurulması idari para cezasının takip ve tahsilini durdurmayacağından, Kurum icra takibi başlatmış ve idari para cezası ve gecikme zammı ile ilgili ödeme emrinin davacıya tebliğ üzerine temyize konu dava açılmıştır. Ödeme emrinin iptaline ilişkin bu dava sonuçlanmadan, 12.9.2002 tarihinde Sulh Ceza Mahkemesine yapılan itiraz sonuçlandırılarak, davacının itirazının kısmen kabulüne ve kısmen reddine kesin olarak karar verilmiştir. Oysa, mahkemece, yukarıda belirtildiği üzere, yöntemince idari para cezasının kesinleşip kesinleşmediği, başka bir anlatımla Sulh Ceza Mahkemesine yapılan itirazın sonucu araştırılmadan, yasal olmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Bu durumda, Sulh Ceza mahkemesince itirazı kabul edilen ve iptal edilen dolayısıyla da kesinleşmeyen toplam 457.200.000 TL idari para cezası yönünden davanın kabulüne ve ödeme emrinin bu miktara ilişkin kısmının iptaline karar vermek; öte yandan, 506 sayılı Yasa'nın 140. maddesindeki prosedür tamamlanarak ve en son Sulh Ceza Mahkemesine yapılan itiraz da reddedilerek kesinleşen 658.800.000 TL'lik idari para cezasının yasal olup olmadığı konusunda yargılama yapılamayacağından ve Sosyal Sigortalar kurumunun alacağının tahsilinde uyulması gerekli 6183 sayılı Yasa yönünden takibin iptalini gerektiren usulsüz bir işlem olmamasına rağmen kesinleşen bu idari para cezası yönünden de ise davanın reddine ve icra takibinin bu miktar itibariyle devamına karar vermek gerekirken, davanın tümünün reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 22.1.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy