(4306 S. K. Geç. m. 1) (506 S. K. Ek m. 13) (4481 S. K. Geç. m. 1)
Dava: Davacı, Kurum tarafından tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı borcunun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hacer Pat tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: Dava, Kurum tarafından tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı borcunun iptali ile, ödenen 581.944.526 TL.'lik miktarın Kurumdan faizi ile tahsiline ilişkindir.
Mahkemece, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.
Gerçekten, davacı işyeri işçilerinden olan Ahmet T., Yaşar P., Hüseyin O. için 506 sayılı Yasada değişiklik yapan 2098 sayılı Yasa 3395 sayılı Yasa ile eklenen 13. maddenin 4. bendi gereği Kurumca itibari hizmet süresi değerlendirilmesi yapılmıştır. İtibari hizmet süresi ile söz konusu sigortalıların prim ödeme gün sayılarına ilave olarak verilen süreler yönünden prim, gecikme zammı, eğitime katkı ve özel işlem vergisi tutarları toplamı olan 578.883.518 TL. davacı işveren tarafından davalı Kuruma yatırıldığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, bu miktarı oluşturan prim, gecikme zammı, eğitime katkı payı ve özel işlem vergisi tutarları toplamı ödemesinin yasal olup olmadığı hususundadır.
İtibari hizmet yönü ile, oluşan prim farkının Kuruma ödenmesi Sosyal Sigortalar Kurumu işleyişine esas prim ödemeye dayalı olup yasal olduğu açıktır. Gecikme zammı uygulaması yönünden ise, davacı işyerinin 2098 sayılı Yasanın kapsamında kaldığı açıkça ortada iken salt itibari hizmetin verilip verilemeyeceğinin belirlenememesi bu hususun mahkeme kararı ile belirleneceği savunması yerinde görülemez. Benzer nitelikte olan davalar yönü ile davalı işverene yönelik SSK'ca istenilen itibari hizmet süresi prim farklarının tahsil edildiği gerçeği karşısında artık gecikme zammının bilinmezlik olgusuna dayalı olarak yerinde olmadığı da savunulamaz.
İstirdadı istenen Eğitime Katkı Payı ve Özel İşlem vergisine ilişkin kısım yönünden ise;
16.8.1997 tarih ve 4306 sayılı Eğitime Katkı Payı Alınması Hakkında kanunun geçici 1. maddesi ve bu yasaya ilişkin olarak çıkarılan 22.8.1997 tarihli Maliye Bakanlığı'nın 1 nolu Eğitime Katkı Payı Genel Tebliğinden sekiz yıllık kesintisiz ilköğretim giderlerinde kullanılmak üzere, 1.9.1997-31.12.2000 tarihleri arasında eğitime katkı payı için Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen sigorta prim bildirgelerinden belirlenen miktarda katkı payının tahsil edileceği düzenlenmiş, ayrıca anılan tebliğin A-1, e bendinde Eğitim Katkı Payı 1.9.1997 tarihinden sonra verilen beyannameler ve bildirgeler üzerinden alınacak olup, beyanname ve bildirgelerin bu tarihten önceki dönemlere ait olmasının bir önemi bulunmamaktadır düzenlemesi karşısında, mahkemenin bu yöne ilişkin kabul kararının da yerinde olmadığı açıktır.
Yine 26.11.1999 tarihinde kabul edilen 4481 sayılı 17.8.1999 ve 12.11.1999 tarihlerinde Marmara Bölgesi ve Civarında Meydana Gelen Depremin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpları Gidermek Amacıyla Bazı Mükellefiyetler İhdası ve Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun Özel İşlem Vergisi başlığını taşıyan 9. maddesinde, 16.8.1997 tarihli ve 4306 sayılı Kanunun geçici 1.maddesinin A fıkrasında belirtilen işlemler ve kağıtlar için ödenen eğitime katkı payı tutarı kadar ayrıca özel işlem vergisi ödeneceği hükme bağlanmıştır. Bu durumda, özel işlem vergisi ödemesinde yerinde olduğu ortadadır.
Mahkemece, açıklanan bu yasal ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın davanın reddi yerine yazılı şekilde kabul kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01.05.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy