(506 S. K. m. 79) (4692 S. K. Geç. m. 1)
Davacı, 1.8.2002 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tesbitiyle, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Demet K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Dava; davacının 1.8.2002 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine ilişkin olup, Mahkemece dava kabul edilmiştir.
Yapılan incelemede, vergi kaydına dayalı olarak 20.4.1982 ile 4.10.2000 tarihleri arasını 18.10.2001 tarihinde borçlanılarak davacının 1479 sayılı Yasa'ya tabi sigortalı olarak tescil edildiği; borçlanma 4447 sayılı Kanundan önce yapıldığından bahisle 58 yaşın dolduğu 2014 yılından önce aylık bağlanmasının mümkün olmadığının Bağ-Kur'a bildirildiği görülmektedir. Her ne kadar yapılan borçlanmanın geçersizliği hususunda davalı Kurumca bir işlem yapılmamış ise de, aşağıda belirtilen hususlar gözönünde tutulmaksızın verilen karar yerinde değildir. Şöyle ki; 1479 sayılı Yasada 506 sayılı yasanın 79. maddesine koşut Bağ-Kur hizmetlerinin geçmişe yönelik olarak tesbitine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesince iptal edilen 619 sayılı Kanun hükmündeki kararname ile onun yerine geçerli olmak üzere getirilen 4692 sayılı Yasanın öngördüğü düzenlemede dahi davacının herhangi bir hak iddia etmesi mümkün değildir.
Gerçekten, sözü edilen ve Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş Kanun hükmündeki kararnamenin geçici 1. maddesine göre şu koşullar öngörülmüştür: 1479 sayılı Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde, bu Kanun hükmünde kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların hak ve mükellefiyetleri bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar. Ancak, 1479 sayılı Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla, 20.4.1982 tarihinden bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi Dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalıların, vergiye kayıtlı bulundukları süreler, bu süreye ilişkin primleri, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağı prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla sigortalılık süresi olarak değerlendirilir denilmek suretiyle, anılan madde gereği geçmişe yönelik prim ödeyebilme şekilleri gösterilmiştir. Bu Kanun hükmündeki kararnamenin iptalinden sonra hemen akabinde yürürlüğe giren 4692 sayılı Yasanın geçici 1. maddesinde ise 2.9.1971 tarihli, 1479 sayılı kanuna göre 4.10.2000 tarihinden önce Kurum'a kayıt ve tescil edildiği halde kayıt ve tescil tarihinden itibaren 5 yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunanlar ile 5 yıl ve daha fazla süreyle prim ödemeyenlerin bu sürelere ilişkin prim borçları sigortalının bulunduğu gelir basamağının 31.7.2001 tarihinde geçerli olan prim tutarları üzerinden hesap ve tahsil edileceği öngörülmüştür.
Somut olayda, davacının anılan yasalarda belirtildiği gibi, 4.10.2000 tarihinden önce Kurum'a kayıt ve tescil edilmediği dolayısıyla 1479 sayılı kanuna göre sigortalılık niteliği taşımadığı ve Kurumada tescil edilmediği dosya içeriği ile sabittir. Davacı yönünden her iki yasal düzenlemede aranılan koşullar gerçekleşmediğinden Bağ-Kur'lu sayılmasına imkan yoktur. Bu durumda yaşlılık aylığı koşullarının da oluşmadığı ortadadır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01.05.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy