(818 S. K. m. 55)
Dava ve Karar: Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacıyla davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hacer Pat tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1- Dava, iş kazası sonucu ölen işçinin hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Olay günü davalı işverene ait 43 HN 323 plaka sayılı kamyon sürücüsü olan işçi C. oluşan trafik iş kazasında hayatını kaybetmiştir. Olayla ilgili Asliye Ceza Mahkemesinde alınan 22.10.1998 günlü Adli Tıp Trafik İhtisas dairesince verilen kusur raporunda dava dışı 3.kişi H. T.'ya 8/8 kusur verilmiştir. Mahkemece bu dava da, BK.nun 55 ve 2918 sayılı Yasa gereğince işveren davalının kusursuz sorumluluğuyla sonuca gidilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.
Gerçekten 27.3.1957 gün 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere, BK.nun 55 inci maddesi uyarınca istihdam edenin sorumluluğu için kendisini veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Burada ki sorumluluk "özen ve gözetim ödevinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan kusura dayanmayan bir sorumluluktur.
Ne var ki istihdam edenin sorumluluğu için, istihdam edenle istihdam olunan arasında çalıştırma ve bağımlılık ilişkisinin bulunması, zararın hizmetin ifası sırasında ve hizmetle ilgili olarak oluşması, eylemin hukuka aykırı olması ve eylemle zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasında ki uygun neden-sonuç bağının işçinin ya da 3.kişinin tam kusuruyla kesilmemiş olması zorunludur.
Oysa, hükme esas alınan kusur raporunda zararlandırıcı olayda %100 oranında 3.kişinin kusurlu olduğu ve bu nedenle mahkemenin bu kabul sonuca gitmesinin yerinde olmadığı gibi, davanın özelliği nedeniyle yöntemine uygun kusur raporu alınmadan eksik inceleme ve değerlendirmeyle sonuca gidildiği görülmektedir.
Mahkemece yapılacak iş; işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı ve trafik konularında da uzman bilirkişilerden, olayın oluşu ve tüm dosya kapsamı değerlendirilerek, İş Kanunun 73 üncü maddesinin öngördüğü koşullar gözönünde tutularak ve özellikle işyerinin niteliği, kazanın oluşunu ve işverene ait aracın tüm teknik özellikleri dikkate alınarak, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kazanın oluşumun da kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmasına ilişkin rapor alınarak, olayda işveren yönünden "illiyet bağı" oluşuyorsa verilen rapor dosyada ki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
2- Kabule göre de;
a) Dava nitelikçe Sosyal sigortalar Kurumca karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu bakımdan, mükerrer ödenmeyi ve haksız zenginleşmeyi önlemek için 4447 sayılı Yasa'nın ek 38 inci maddesi gereğince hesaplanan ve sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirdeki artışların hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan veriler nazara alınarak hesaplanan peşin sermaye değerinin Kurum'dan sorularak hesaplanan tazminattan indirilmesi gerekirken, Aralık-2002 ayında bildirilen peşin sermaye değerlerinin indirilmesi suretiyle tazminatın belirlenmesi de doğru değildir, tayini yerinde değildir.
b) Hükme esas alınan hesap raporu gereğince hak sahibi çocuklar K. ve A.'in hesaplanan tavan zararları, bildirilen Sosyal Sigortalar Kurumu peşin sermaye değerleriyle karşılandığı halde, mükerrer ödeme ve haksız zenginleşmeye neden olarak şekilde maddi tazminata karar verilmesi de yerinde değildir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine 17.04.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy