(506 S. K. m. 2, 85) (4721 S. K. m. 2) (YHGK 29.11.2000 T. 2000/21-1705 E. 2000/1750 K.)
Dava: Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 5.11.1988-31.12.1988 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitiyle, 1.5.1999 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: 1- Mahkemece Bağ-Kur'un hak alanına ilişkin hüküm kurulmuştur. Davacının Bağ-Kur'luluğunun bitiş tarihi bilirkişi raporuna göre 31.3.1987 itibariyle kabul edilmiş ve buna göre tabi olması gereken sosyal güvenlik kuruluşu belirlenmiştir. Şu duruma göre davacının Bağ-Kurluluk statüsü ile ilgili hüküm kurulmasına karşın davada Bağ-Kur hasım olarak gösterilmemiş ve yöntemince taraf oluşturulmadan sonuca gidilmiştir. Öncelikle bu yönün düzeltilmesi ve Bağ-Kur'un davaya dahil edilerek yargılamanın sürdürülmesi gerekirken bundan zühul usul ve yasaya aykırıdır.
2- Kabule göre ise, dava Kurum'a verilen 5.11.1998 tarihli işe giriş bildirgesi ve buna bağlı çalışmanın gerçek olup olmadığı ve buna bağlı tesis edilen isteğe bağlı sigortalılığın geçerli olup olmayacağına ilişkindir. Mahkemece çalışmanın gerçek olduğunu karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Somut olayda davacı 01.03.1976-4.8.1993 tarihleri arasında A.Ş. Kurucu ortağı olarak Bağ-Kur sigortalısıdır. İşe giriş bildirgesi ise konfeksiyon işyerinden verilmiş ve bordrolarda davacının çalışması gösterilmemiştir. Davacının daha sonraki tarihte 1992-1996 dönemde isteğe bağlı sigortalı olarak SSK.'na prim ödediği görülmektedir. Sosyal güvenlik sistemimizde muvazaaya dayalı zorunlu sigortalılığa ve buna bağlı olarak isteğe bağlı sigortalılığa imkan yoktur.
Sosyal güvenlik sistemimize göre; çalışanlar muhtelif gruplarda toplanmak suretiyle her bir topluluk için belli sosyal güvenlik kuruluşları öngörülmüştür. Kişiler; gerçek çalışma statü ve koşullarına göre, bu kurumlardan birisinin kapsamına iradelerine bakılmaksızın, girerler ve o kurumun sigortalısı olurlar. Nitekim 506 sayılı yasada kimlerin yasa kapsamında olduğu ikinci maddesinde ortaya konmuş, koşulları belirlenmiştir. Giderek, kimlerinde yasa kapsamına girmeyeceği kapsamlı biçimde üçüncü maddede açıklanmıştır.
Öte yandan aynı yasanın 85.maddesinde; isteğe bağlı sigortalılık koşulları belirlenmiş ve 506 sayılı yasa kapsamında sigortalıların, bir başka sosyal güvenlik kuruluşu kapsamında bulunmamaları koşuluyla isteğe bağlı sigortalı olabilecekleri hükme bağlanmıştır. Şu duruma göre 506 sayılı yasa yönünden isteğe bağlı sigortalı olabilmek için öncelikle yasanın öngördüğü sigortalılığın gerçekleşmesi gerekir. Yasanın öngördüğü sigortalılıktan amaç ise; biçimsel olarak ortaya çıkan salt kurum değiştirme amacına yönelik, yasaya karşı hile yoluyla göstermelik bir sigortalılık değil, gerçek anlamda hizmet akdine göre oluşmuş bir sigortalılıktır. Bu tür bir sigortalılığın olup olmadığı ise, hizmet akdinin koşulları ve eylemli çalışmanın varlığının açıkça ortaya konması durumunda mümkündür.
Her sosyal güvenlik yasası kendi kapsamı ve alanını belirlemiş, sigortalıları kendi bünyesinde tutmak istemiştir. Kuşkusuz, bir sistemden diğerine geçiş mümkün olup, bu geçişin muvazaa veya yapay bir geçişe dahası, yasaya karşı hileyi amaçlayan bir olguya dayanmaması gerekir.
MK.'nun 2.maddesinde ifadesini bulan evrensel nitelikte dürüstlük kuralları, bu tür bir eyleme engel olduğu gibi Anayasal Sosyal Güvenlik sistemimizi oluşturan sosyal sigorta yasaları da kabul ettikleri temel ilke ve esaslarıyla buna müsait değildir. Açıklananların ışığında 12 günlük, en önemlisi nitelik ve kapsamı ortaya konmayan kuşkulu ve hayat deneyimlerine uygun düşmeyen olgulara dayanmak suretiyle, davacının SSK. nezdinde isteğe bağlı sigortalı olmak istemesi kabul edilemez.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ve Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2000 tarih ve 2000/21-1705 E., 2000/1750 sayılı kararı dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 16.06.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy